Home TÜM YAZILARPERSPEKTİF Değişim-dönüşüm somut ele alınmalıdır!

Değişim-dönüşüm somut ele alınmalıdır!

by rcadmin

DURAN KALKAN

Günümüz insanlığı için büyük bir hazine var. Hiç bu kadar tarihsel tecrübenin yazılı hale getirerek insanlığa sunulduğu bir dönem yaşanmadı, ilk defa bu düzeyde yaşanıyor. Eskiden yazıya geçebilen bilgiler çok azdır, dolayısıyla sonraki kuşaklara kalabilen bilgiler çok azdır. Bir yönüyle insanlar şimdi daha şanslıdır. Hazır bilgi bulabilecek durumdalar, ama doğru değerlendirmezlerse yükün altında kalma tehlikesi de vardır. Mevcut bu kadar bilginin birikmesi onu da ifade ediyor.

Eğitim ve öğretim birbirinden ayrıdır, ama öğretim biraz eğitimi besleyen, destekleyen bir konumdadır, dolayısıyla öğrenme işi olmalıdır, bilgi dünyamızı geliştirmeliyiz. Bunu neyle yapacağız? Mao “doğru bilgi nereden gelir?” diye soruyor ve iki yerden gelir cevabını veriyor. “Bir; bilgi kitaplardan edinilir. İki; yaşamın analizinden ortaya çıkartılır, yaşamın derslerinden edinilir” diyor. Yani pratikten çıkar, her iki bilgiyi de önemsiyor, çünkü kitabi bilgiler nihayetinde bizim için birer ezber olarak görülebilir, ama son tahlilde yaşanmış pratiklerin yazıya geçirilmesini ifade ediyorlar. İnsan yaşamının, toplum yaşamının sonuçları oluyorlar, bir tür yaşanmışlığı ortaya koyuyorlar, onların hazır bilgileri durumundalar.

Günümüzün insanlığı olarak böyle büyük imkana sahibiz. Fakat burada önemli bir ayrım noktası var, o bilgilerle yaşamı pratiği birleştirmek, onları edinirken pratikte karşılığını görebilmek önemlidir, ezberlememek gereklidir. Kitabi bilgi edinmenin iki biçimi var. Bir, onların pratikte karşılığını görerek pratiğin bilgisi olarak edinmek ve öğrenmektir. İki, ezberlemektir. Birincisi doğrudur, güçlendiricidir, geliştiricidir; ama ikincisi çok yanlış, tehlikeli ve zararlıdır. Öyle kuru kuru bilgi edinmekle bir yere varamayız. Öyle edinilen bilgiler insanın sırtında birer yüktür, insan altında kalır ve taşıyamaz, yanıltıcıdır, aldatıcıdır. O halde kitaptan bilgi edinirken ezberlemeye çalışmamak gereklidir. Tam tersine yaşamda karşılığını görebildiğimiz, pratikte bütünleştirebildiğimiz kadar okuyup incelemeliyiz, o karşılığı mutlaka bulmalıyız.

Önder Apo önünü kitabi bilgilerle aydınlattı, onun için araştırma-incelemeye, okumaya büyük önem verdi, değer biçti, çaba harcadı, ama ezberlemedi. Pratikte karşılığını görerek okudu, inceledi, bir tarihsel bilince günümüzün aydınlatılmasına, devrimci görev ve sorumlulukların açığa çıkartılmasına hizmet edebilecek şekilde okudu ve inceledi. Özellikle pratiğe yönelim olduktan, Kürdistan’da devrimci pratik gelişmeye başladıktan itibaren de pratiğin bilgisini çıkartmaya çok önem verdi. Tümüyle pratiği analiz etti, değerlendirmeye tabi tuttu, inceledi, doğrularla yanlışları, hata ve eksiklikleri ayırıp bulup ona göre pratikten öğrenmeyi, doğrularla hata ve eksikliklerin derslerini pratikten çıkartarak ona göre düşünce gücünü, bilgi birikimini geliştirmeyi önemsedi. Eğitim sistemini ağırlıklı olarak buraya oturttu, kendi çalışmaları olarak da kendisini buraya yöneltti. Pratik analizler çok yaptı, çözümlemeler bunu ifade ediyor, onlar da pratiğin çözümlenmesiydi.

Bilgiyi pratikten çıkartmak çok daha canlı oluyor

Çözümleme denilen, pratik analiz edilerek bir çizgi temelinde, bir amaca bağlı olarak derslerin çıkartılması demektir. Önderlik kendi yöntemini çözümleme yöntemi olarak tanımladı. Toplumsal pratiğin çözümlenmesi, parti pratiğinin çözümlenmesi, birey pratiğinin çözümlenmesi, kişilik çözümlemeleri de buraya oturtuldu ve kişilik devrimi böyle bir çözümleme ekseninde geliştirilmeye çalışıldı. Pratikten öğrenmek, bilgiyi pratikten çıkartmak çok daha önemlidir, çünkü çok daha canlı oluyor, çok daha yaratıcı oluyor, özellikle kendi pratiğinden ders çıkartmak bir kişi açısından çok daha güçlendirici, eğitici, donatıcı oluyor, çünkü nihayetinde o bilginin çıktığı pratiği biliyor. Nasıl olmuş, o ders nasıl çıkmış bunlara daha iyi cevap verebiliyor, dolayısıyla dersi pratikle daha iyi birleştirebiliyor, bilgiyle pratik birleştirmesi daha güçlü oluyor, yaratıcı yaklaşım bu temelde daha fazla gelişiyor.

Kendi pratiğinin derslerini çıkartmak, eleştiri-özeleştirinin en temel eğitim silahı olması buradan ileri geliyor. En güçlü, doğru, güçlendirici bilgiyi kendi pratiğimizin analizinden çıkartacaksak, buna özeleştiri diyoruz. Başkalarının pratiğinden, parti pratiğinden çıkartacaksak buna da eleştiri diyoruz. Eleştiri-özeleştiri pratiğin analiz edilip dersinin çizgi temelinde doğru ve yeterli derslerin çıkartılması anlamına geliyor. O dersleri çıkarttıkça da yanlıştan da doğru sonuçlar çıkarıyorsun, doğrudan da doğru sonuçlar çıkartıyorsun. Ne kazandırıyor, ne kaybettiriyor; ne başarı getiriyor ne yenilgiye yol açıyor, bunları görüyorsun, o zaman kazandıranı başarılı olanı esas alıyorsun, kendini yeni olaylara, pratiklere karşı onları başarıyla yürütmek üzere hazırlamış oluyorsun. Doğru bir anlayışa, duruşa, tutuma kavuşturmuş oluyorsun.

Bilmiş olmak, yapmış olmak anlamına gelmiyor

Diğer bir boyut olarak ise şu belirtilebilir: Eğitime soyut yaklaşmaktan kendimizi kurtarmamız gereklidir. Eğitilmiş insan çok bilen, çok şey ezberlemiş insan değildir. Yaşamı ve mücadeleyi doğru yöntemlerle başarılı bir biçimde yürüten insana eğitilmiş insan diyebiliriz. O halde kendini eğitmenin bilgi boyutu da elbette vardır, bilmeden bir şeyleri doğru ve güzel yapamazsın. Fakat sadece bilerek bu işi yapamazsın. Bilmiş olmak, yapmış olmak anlamına gelmiyor. Bilgiyi pratikle birleştirebilmek, pratiğin önünü aydınlatan araca dönüştürebilmek, pratiğe kavuşturabilmek gereklidir.

Peki bu nasıl olacak? Dikkat edilirse eğitimin somutluğu ortaya çıkıyor, pratikle bağı ortaya çıkıyor. Oysa bu noktada yaşadığımız ciddi yanlışlar, yanılgılar var. Kendini eğitmeyi çok bilme ve fazla konuşma olarak algılıyoruz, hiç alakası yoktur. Bir kişi çok konuşursa ‘ne kadar büyük bir teorik kişilik’ deniliyor, çok teori yapıyorsa ‘güçlü ideolojik duruşu var’ deniliyor. Oysa bunlar yanlıştır. İdeoloji; teori değildir. Çok konuşmak, çok ideolojik olmak anlamına gelmiyor. İdeoloji, bir yaşam tarzıdır, ilke ve ölçüler bütünüdür, tümüyle pratiktir, düşünceyle bir alakası yoktur. Bilmeyle alakası var mı? Tabi bilinebilir, ama inanmayla da alakası var, yaşam tecrübesiyle de ilişkisi var, doğru-güzel-iyi olanı; yanlış-çirkin-kötü olandan ayırabilme işidir. Bilme bu kadardır, ötesi uygulamadır. Bir kişinin söyledikleri onun ideolojisi değildir; yaptıkları, yaşadıkları ideolojisidir. Söylediğine bakıp ideolojisi böyledir diye aldanmamak lazım, ne yaptığına bakıp ideolojisini ona göre tespit etmek gereklidir. O halde ideolojik duruş-pratik, eğitimin bir boyutudur, ideolojik ilke ve ölçülerde gelişmekse pratik ve davranışla ilgilidir. Daha doğrusu somutlaştığı nokta orası oluyor. Doğru devrimcilik teori-pratik bütünlüğü içinde olan devrimciliktir. O halde kendimizi eğitmeyi soyut olarak ele almamamız, sadece bilgi edinme olarak görmemek gereklidir. Yaşam ve mücadele tarzında, üslubunda, temposunda yaşanan değişiklikler, sağlanan gelişmelere aslında eğitim dememiz, eğitimi orayla bütünleştirmemiz gereklidir.

Önderlik eğitim devreleri içerisinde birçok şeyi tartışıyordu, ama eğitimin sonuna gelindi mi, eğitim düzeyini tarz, üslup ve tempoyla ölçüyordu. Kişilerin hazırlık düzeylerini anlamaya çalıştığında sorduğu soru o oluyordu. “Önderlik tarzını gördün mü, anladın mı, sen de öyle uygulayabilir misin, Önderliğin üslubunu kavradın mı, Önderliğin temposunu gözlemledin mi, sende öyle bir tempoyu gösterebilir misin, böyle bir üslupla hareket edebilir misin? Önderlik üslubunun temel özellikleri neler, tarzı nelerdir?” diye soruyordu. Bu dünyada ne olmuş, tarihte neler olmuş biraz anlat demiyordu ve buradaki gözlemlerine kişinin ulaştığı düzeye vereceği cevaplara bakıyordu, ne kadar pratik gözlem sahibi olmuş, pratikten ne kadar sonuç çıkartmış, dolayısıyla ne kadar görmüşse kendini ona göre şekillendirebilir.

Kişinin kendisini eğitmesi somuttur

Değişim-dönüşüm somut bir durumdur, somut ele alınmalıdır. Tutum, davranış, ölçü, özellik değiştireceğiz. Neye göre değiştireceğiz? Elbette Önderliğe göre değiştireceğiz. O halde Önderliği öğreneceğiz. Nereden öğreneceğiz, nasıl öğreneceğiz? Elbette Önderliğin kendisinden öğreneceğiz. Elimizde böyle bir imkan var. Birisinin bize Önderliğin nasıl olduğunu söylemesine gerek yoktur. Görüntüsü de ortadadır, yaptıkları da ortadadır, yazdıkları da ortadadır. Kendisini hiç kimsenin aracı olmadan okuyup öğrenilmesi için izaha kavuşturmuş, o imkanı yaratmıştır. O halde okuyalım, bakalım, görelim. Önderlik gibi olalım, biz de kadro eğitmek demek, militanlaşmak demek Önderlik ölçü ve özelliklerini, tarzını, üslubunu ve temposunu edinmek demektir. Önderlik ölçü ve özelliklerine göre kişiliğini, anlayışlarını, davranışlarını değiştirmek demektir. Ret-kabul ölçülerini, doğru-yanlış, çirkin-güzel, iyi-kötü özeliklerini değiştirmek demektir. Önderliğe göre olmak, Önderliğinkini esas alıp özümsemek demektir. Önderlikle ters bir sözün bir davranışın varsa onu hemen değiştirip Önderliğinkini esas alarak kendine önceden verilmiş olanı kesip atmak demektir. Böyle bir mücadele yürütüyor muyuz, eğitimi böyle ele alıyor muyuz, Önderliği böyle öğreniyor muyuz? Kendi kişiliğimizi değiştirmeye böyle yöneliyor muyuz?

Davranışlarımızda, yaşam tarzımızda, sözümüzde kendimizde ne kadar değişiklik yapıyorsak o kadar kendimizi değişime-dönüşüme uğratıyoruz, yani kendimizi eğitiyoruzdur. Eğitim kişiliğe dönüşecekse, pratikleşecekse o zaman eğitimi şöyle ele alacağız: Söz ve davranışlarımızda Önderliğe ters olan ne varsa hemen onu bulup değiştirmek, bulduğumuz an karar verip değiştirmek, o kararı ve iradeyi göstermek mümkündür. İnsan bunu yapabilir, bunu yapamazsa o zaman değişim-dönüşüm olmaz, o zaman gelişme olmaz, kendini eğitme olmaz, oysa Önderlik “benim temel karakterim değişim ve yenilenmedir” dedi. Değişimin-dönüşümün olacağına inandığı için bu kadar eğitim yaptı. Eğer değişim-dönüşüm olmayacağını düşünseydi, hiç bu kadar zaman harcamazdı, emek harcamazdı, eğitime bu kadar çaba harcamazdı.

Üslubun neyse kişiliğin, ideolojin, özelliklerin odur, gizleyemezsin ‘sen benim konuşmama bakma, davranışıma bakma, içimde ne fırtınalar geçiyor ona bak’ diyemezsin, içinden nelerin geçtiğini nereden bilelim, için dışarıya yansıdığı kadar seni var ediyor, örgüte, topluma, eyleme dönüştürüyor. İnsan olmanın ölçüsü budur. O halde dışarıya nasıl yansıyorsak, dış içimizi öyle bilir. İstediğimiz kadar kendimizi farklı gösterelim, içimiz dışımızdan farklı diyelim öyle bir gerçeklik yoktur, o kendini kandırmadır. Aslında öyle bir şeyin anlamı ve değeri yoktur.

Önderlik bir yaşam, ölçü ve çalışma kuralları ortaya koydu. Önderlik ölçüleri dediğimiz, parti militanlığında somutlaşmış olan ölçüler kesinlikle böyledir. O halde kendini eğitmek demek, onları doğru anlamak, özümsemek ve ona göre kendini değiştirmek demektir. Bütün ayrıntılarıyla Önderlik özelliklerini inceleyelim. Önderlik ideolojisi nedir? Yaşam tarız ne? Önder Apo’nun söz ve yaşam özellikleri nelerdir, üslubu nasıl, davranışı nasıl? Neye doğru diyor, neye yanlış diyor, neye güzel diyor, neye çirkin diyor?

Önderlik anlayışından, duygusundan, ruhundan, davranışından farklı olacağız ama özgür Kürt olacağız, bu mümkün mü! Ne olacağımıza karar verelim, böyle arada muğlak kalmayalım. Ne olmak istediğimize karar verilim, onun nasıl olacağının ölçülerini çıkaralım, ondan sonra da öyle olmak için kendimizi değiştirelim, dönüştürelim.

Tutarlı insan iradeli insandır

İnsanın değiştirme gücüne, iradesine güvenelim, tutarlı insan iradeli insandır. Kendimizi nasıl değiştirebileceğimizi bilsek değiştiririz. İnsan isterse her türlü iradeyi gösterir, PKK’deki irade sonsuzdur. Bu irade 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu direnişiyle de ortaya çıktı. Bu öyle bir irade ki, Kemal Pir; düşmana “maddi gücünüz bizi kendi istediği gibi var edemez” dedi. Bilinç ve istek bu düzeyde bir iradeye yol açıyor. 14 Temmuz Ölüm Orucu Direnişini zafere götürdü. İdeolojik yenilgi olarak düşmana en ağır yenilgisini yaşattı ve düşmanın kesin kaybedeceğini ortaya koydu, TC devleti hala onun etkisinden kurtulamıyor. 14 Temmuz direnişçileri düşmana zaten “kurtulamayacaksınız” dediler. Demek ki insan böyle bir irade gösterebiliyor, gösteremez diye bir şey yoktur. ‘Ben böyle bir iradeyi gösteremiyorum, değiştiremiyorum, doğru şöyledir ama ben öyle yapamıyorum, alışmışım, alışkanlıklarımın, davranışlarımın esiriyim’ dememek lazım. Evet alışkanlık tehlikeli ve kötüdür. Değişim-dönüşümü engelleyen kesinlikle alışkanlıklardır. Alışkanlıklar etkilidir, fakat bu ‘değiştirilemez’ anlamına gelmiyor. İnsan doğruyu anlasın, karar kılsın, istesin, insan iradesinin yapamayacağı hiçbir şey yoktur. Devrimci iradenin yenemeyeceği hiçbir zorluk ve engel yoktur. Apocu hareket bunu kanıtlayan bir harekettir. Bu kadar yaşamını ortaya koymuş, özgürlük için bu kadar şehit vermiş, her türlü eylemi yapmış olan bir hareketin militanlığı mı bazı söz ve davranış değişikliği yapamayacak, bazı alışkanlıklardan kendini kurtaramayacak, hayır kurtarabilir. Ama önce neyi değiştireceğini, değiştirmesi gerektiğine inanması lazım. Doğrunun böyle bir değişiklik olduğunu bilmesi gereklidir..

O halde doğruları bileceğiz, inanacağız, bir de onu gerçekleştirmek için mücadele edeceğiz. Önderlik “siz yanlışlarla birlikte yaşamayı kabul ediyorsunuz, ben ise reddediyorum, yanlışı buldum mu onu yok etmek için gerekirse bıçakla keser gibi kesip kendimden atıyorum. Değiştirmeden doğruya ulaşmadan onunla kesinlikle yaşamıyorum, ama siz yaşanılır görüyorsunuz. Yanlış bildiğinizi kabul ediyor, birlikte yaşıyorsunuz, yanlış sözde yaşıyorsunuz, yanlış davranışta yaşıyorsunuz, yanlış tutumla yaşıyorsunuz, yanlışlığını bile bile yaşıyorsunuz, o halde yanlış karşısında yeniliyorsunuz. Düşman karşısında yenilmeden önce kendi yaşamınızda yeniliyorsunuz, savaşı cephede değil, yaşamda kaybediyorsunuz. Askerlikte değil, ideolojik duruşta kaybediyorsunuz” dedi.

Önderlik gerçeği bir değişim-dönüşüm gerçeğidir

Apocu militanlığın temel karakteri yenilmez iradesidir. Her zaman her zorluk karşısında başarıyı, zaferi esas alan bir iradeye sahip olmasıdır. ‘Atmamız gereken alışkanlık çok güçlü de bırakamıyoruz’ denilemez. Atılması gereken alışkanlıkları atamıyor ve aşamıyorsak öyle de olabilir görüyoruz, bu da doğru olur görüyoruz, çünkü düzen bize öyle öğretmiştir, hepimiz o düzenden başladık, hepsi de partiye fazlasıyla zaten yansıyor, öyle olduğumuz için değiştirmiyoruz. Reddettiğimiz an her şey bitmiştir. Ret-kabul ölçüsü diyoruz, reddetmediğimiz için değiştirmiyoruz, reddetsek karşımızdaki zayıf düşer. Bizim reddetmeyeceğimiz hiçbir şey olmaz. Değiştiremiyorsak o zaman edindiğimiz bütün özellikleri doğru görüyor reddetmiyoruz, değişemez görüyoruz, ondan sonra kendimizi eğiteceğiz diyoruz. Sen kendini değişime kilitlememişsin, kapatmışsın, değiştirmemek için her şeyi yapıyorsun, öyle olunca kimse değiştiremez. Sen kendini değiştirebilirsen değiştireceksin, sen değişime kendini bu kadar kapatırsan, alışkanlıklara bu kadar mahkum olursan esir olursan, seni kimse değiştiremez.

Önderlik kim olursa olsun asla yanlışı kabul etmedi. “Gelmişsin doğru yaşayacaksın, doğru yaşamak için kendini düzelteceksin, hiç kimse benden köleliğe özgürlük istemesin, zayıflığa meşruiyet istemesin, başarısızlığa-yenilgiye yer istemesin. Bunları kabul edersem o zaman benim varlığım biter” dedi. O halde zayıf olan, yanlış olan, köle olan kendisini değiştirecek. Önderlik gerçeği böyle bir değişim ve dönüşüm gerçeğidir. Kendini eğitmek Önderliğe katmak işte bu tür değişim ve dönüşümü yaşamakla oluyor. Bunun ne kadar somut olduğunu bilmek önemlidir. Önderlik neye kötü diyor, neye iyi diyor ona bile bakmıyoruz. Önderlik ve parti ölçülerinden kaçarak parti militanı olunmaz, kendimizi eğitemeyiz. O zaman Önderlik ve partiye karşı nasıl etkili mücadele edeceğiz diye kendimizi eğitiriz. Daha fazla partiye karşı mücadele yürütürüz. Öyle olmamalıdır. İşin esası özü, biraz budur.

Bir kişi Önderlik kişilik özellikleriyle donanırsa katılır. Donanmaz ise ayrı özellikler gösterirse PKK’nin içinde de olsa ayrı bir parti olur. Önderliğin “bireycilik ve herkesin ayrı bir parti olması” tanımlamaları bunu ifade ediyordu. Demek ki, eğitime yanlış yaklaşıyoruz, kendini eğitmek demek ne demektir onu doğru ele almıyoruz, özellikle de somut olarak ele almıyoruz, Önderlik ölçü ve özelliklerine göre değişim-dönüşüm olayı olarak ele almıyoruz. Eğitimin temelini ideolojik eğitim, onun da Önderlik yaşam tarzı olduğunu incelemiyoruz.

Özgür yaşamın ölçüleri Önderlikteki ölçülerdir

Önderliğin işe el atışı büyük bir tutku ve başarma azmiyleydi. ‘Acaba olur mu, olmaz mı, tam hazır mıyız, yapabilir miyiz, yapamaz mıyız…’ Önderlik bunlara “mızmızlık” dedi. Yaşama ve işe böyle yaklaşarak biz Apocu militan olamayız, yaşama ve işe doğru yaklaşmamız lazım. Önderlik nasıl bir duruş gösterdi, nasıl bir mücadele gücü olduğunu savunmada yazdı. Özgürlük savaşçısı olmanın özelliklerini, onun şiddetini, dehşetini, gerginliğini, öyle bir militanlığın nasıl yaşadığını ortaya koydu. Bir kişi Önderliği doğru okur ve doğru anlama çabası içerisine girilirse ona göre de benimser ve doğru katılır. Önderlik davranışlarını esas almak taklit etmek değildir, köleleşmek hiç değildir, özgürleşmenin yoludur, özgür yaşamın ölçüleri Önderlikteki ölçülerdir.

Önder demek ölçü koyan, yol açan, yaşam tarzı belirleyen demektir. Önder diyorsak o zaman yaşam tarzımız belirlenmiştir; ilkeler, ölçülerimiz, ideolojimiz belirlenmiştir. Öyle yapacağız, öyle yaşayacağız, ona göre kendimizi değişime-dönüşüme uğratacağız. Kendimizi eğitmemiz de bu temeldeki bir değişim-dönüşüm olacak. Eğitime yanılgılı ve soyut yaklaşımlardan kendimizi kurtaralım.

Düşünce, davranışa bağladır; davranışta, düşüncenin yansımasıdır. Davranışı değiştirdin mi düşünce sisteminde müthiş değişiklikler oluyor. Zihniyet devrimimin esası üslup ve davranış değişikliği demektir. Oradan gerçekleşir, o da çok somuttur.

BENZER YAZILAR