HAYRİ ENGİN
“En uzun koşuysa elbet Türkiye’de de devrim
O, onun en güzel yüz metresini koştu”
diye yazıyor şair, Deniz Gezmiş için. Hem de “aşk olsun sana çocuk aşk olsun” diye…
Zaman yeniden en güzel yüz metreyi koşmayı tüm gençlerin önüne koyuyor. Çünkü zalimler, zorbalar, baskıcılar yani cümle kan emiciler yine iş başında. Eğer bir yerde zulüm varsa, zorbalık varsa o zaman yapılması gereken, bu zulme ve zorbalığa karşı ilk elden başkaldırmadır. Hem de yarışırcasına…
Denizleri anarken elbette sadece göz yaşı dökmeyeceğiz. Elbette sadece hüzünlenmeyeceğiz. Zamanında şairin dediği gibi:
“En hızlısıydı hepimizin
En önde göğüsledi ipi
Acıyorsam sana, anam avradım olsun”
diyerek acıma değil, onun ve yoldaşlarının dik duruşlarını kendimize bayrak edip dik duracağız ve zalimlerin kalelerine mitralyözlerimizi dikerek yürüyeceğiz.
Denizlerin karşı durdukları sistemi bugün daha ileri düzeyde hem de hiç bir ahlaki kural tanımadan ayakta tutanlar vardır. Hatta kan emici sistemi daha ileriye taşıyarak, günlük olarak vampirler gibi insan kanı üzerinde yaşamaya çalışanlar vardır. Durum böyle ise o zaman yapılması gerekli olan, ilk elden direnişi kesintisiz hem sürdürmek olabilir hem de geçmişteki direnişleri kat be kat yükselterek, faşizme cevap olmakla bu olabilir.
Özcesi, önümüzde ilk yüz metreyi en iyi koşmak duruyorsa, o zaman hiç bir tereddüt emaresi göstermeden aralıksız ve sürekli bir şekilde Denizlerin ruhuyla direnişi geliştirmek en temel görev olarak karşımızda durmaktadır.
Faşizm, her zamankinden daha fazla saldırıyor. Faşizm her zamankinden daha fazla ihanetçileri ve işbirlikçileri kendilerine destek olarak kullanmaya çalışıyor. Ve faşizm her zamankinden daha fazla korkuyor. Korkak. Çünkü faşizmin temsilcileri o kadar çok suç işlemişlerdir ki, ya teslim olacaklar -ki bu ipi göze almak demektir- ya gökte bir taş kafalarına düşer ve birden bir demokrat kesilip zararın neresinde dönülürse kar deyip imana geleceklerdir. Ya da şimdi yaptıkları gibi ipe gitmemek için saldırı üzerine saldırılar yapacaklardır. Tüm insanlığı teslim alarak yapabilirler ise kendilerini yaşatacaklardır.
Teslim olmayacaklardır. Çünkü tümü birden mahkemelere gideceklerdir. Demokrasiyi kendilerine esas almayacaklardır çünkü o şansı çok zamandır kaybettiler. Geriye kalan tek yol sürekli savaş çıkartmalarıdır. Ki yaptıkları budur.
Ama bilelim ki, sürekli savaş yapsalar da korkunç korkaktırlar. Toplum olarak yüzlerine tükürsek, tükürüklerimizle boğacak gücümüz var. Ve tabii bir de çok fazla suç işledikleri için tüm toplumu param parça etmişlerdir. Cinnet halini bizatihi bunlar kendi elleriyle yaratmışlardır. Ekonomik buhran diz boyu. Siyasal bunalım diz boyu. Sosyal huzursuzluk sınırsız. Ruhsal hastalıkların ise haddi ve hesabı yoktur. Diplomatik sahada ise tam fiyasko yaşanıyor. Askeri olarak ise kimin kime nerede nasıl patlayacağı belli bile değildir.
Evet, faşizm sallanıyor. Ustaların deyimiyle kağıttan kaplan olanlar, kağıttan şatolara sahip olanların gitme zamanı çok fazla yaklaşmıştır.
İşte, tam da böyle bir durumda ve zamanda Deniz olmak gerekmez mi? Yusuf’un ve Hüseyin’in iyi bir arkadaşı olmak gerekmez mi?
Eğer, iyi bir Deniz olunmak isteniyorsa eğer devrimin en iyi yüz metresinin koşucusu olmak isteniyorsa o zaman DENİZLERİN RUHUYLA zaman tam da DİRENİŞ ZAMANI deyip, devrimin en iyi koşucusu olmak için faşistlerden hesap sorma temelinde direnişi yükseltelim.
Evet,
“Günlerin bugün getirdiği
Baskı, zulüm ve kandır
Ancak bu böyle gitmez
Sömürü devam etmez”
Yepyeni bir güneşin doğmasının umuduyla…