Bu yazi Rêber APO’nun 30 Temmuz 1990 tarihli değerlendirmesinden alınmıştır.
Rêber APO
Düşman ucuz yaşamı dayattı ve çoğunuza da yutturdu. Biz biraz bu hesapları ve dayattıkları yaşamı bozduk. O da bizim hesapları bozmaya çalışıyor. Bozarken de sizlerle oynuyor. Bütün gücüyle üzerimize yüklenmesine rağmen, biz hep boşa çıkardık. Fakat sizinki öyle değildir. Siz daha doğru dürüst düşmandan uzaklaşmayı bile bilmiyorsunuz. Çizgimizi yaşamada hayli zayıfsınız. İnsanımız yaşadıklarının doğal olduğunu, kader olduğunu sanıyor. Aslında böyle bir şey yok. Tamamen düşmanın dayattığı yaşamdır, özel savaş temelinde hazırlanan bir yaşamdır. Kendini inkar etme, ihanet etme temelinde insanlıktan çıkmayı da, bu temelde düşmanın yönlendirdiği bir yaşam olarak kabul edemeyiz. “Yaşamımızdır” dediğimiz, düşman tarafından hazırlanmıştır. PKK’nin bozduğu bu sahte yaşamdır. Çoğunuz bu yönlü kemikleşmişsiniz. Bu konuda denilebilir ki, ihanete uğramışsınız. Hatta son dönemlerde işbirlikçiler için “ajan sınıf” diyorlar. Bunu biraz daha geliştirirsek, kendilerine karşı ajanlaştırılmışlar. Yani kendimiz için çalışan, mücadele eden bir halk değiliz. Düşman adına çalışan, hatta savaşan bir halkız. Bu ne anlama geliyor? Ajanlaşmış bir halk anlamına geliyor. Baskı ve sömürü yaşaması, ajan olmaktan çıkmasına yeterli değil ve dünyada da hiçbir halk bizim gibi olmamıştır. Aslında sadece işbirlikçileri suçlamayalım, emekçi sınıflar da öyledir.
Objektif ajanlık durumları içinde bulunuyorsunuz. Aile meselesini ortaya koyduk. Bizde aile ocağı, objektif olarak bir ajan kurumudur. Burjuva okulları ve Kemalist okullar zaten düşman okullarıdır. Ajan demeye de gerek yoktur, düpedüz düşman okullarıdır. Kürdistan’da her türlü sosyal yaşam, ajan kurumları tarafından yönlendirilir. Dolayısıyla statü olarak “ajanlaşmış halk” kavramı, biraz gerçeklerimize denk düşüyor. Dolayısıyla siz de bu ajan kurumlar tarafından oluşmuş değer yargılarıyla yüklü olarak geldiğiniz için, ne kadar ajanlıktan sıyrıldığınız üzerinde durulmaya değerdir. Onun için “eski kişiliğimiz” derken, dikkatli olun. Eski kişilik önemli oranda ajan kişiliktir. Kendine hizmet etmeyen, kendine ihanet eden, kendine çalışmayan, kendisi için düşünmeyen, kendisi için duymayan bir gerçektir. Bu durum halkımız yaşamında çok somuttur. Dolayısıyla buraya gelenlerde de etkisi olacaktır. “Kişiliğimiz böyle oluşmuş, vazgeçmeyiz” demek; “düşmandan vazgeçmeyiz” demektir. Yani objektif ajanlık anlamında onu yaşamaktır, onun çıkarlarının siyasi oyuncağı olmaktır. Bizde bunlar açıkça ortaya konulmuştur. PKK’de de ispatlanmıştır. Gerisi sizlerin kendinizi ajan kişiliklerden sıyırmanızdır.
Yenilgili kişiliğin bir çok özelliğini, özel savaşı değerlendirirken açmıştık. Düşmanın amacı; kaderine razı, teslim olmuş, boyun eğmenin her türlüsüne girmiş, korkak, pasif, çaresiz, yaratıcılıktan uzak, savaşmayan, kısaca her şeye razı, batak içinde yüzen bir toplum yaratmaktır. Düşmanın bütün iç ve dış politikasında amacının düşürülmüş bir toplumda, düşürülmüş birey yapısını oluşturmak olduğunu, bunda da hayli başarılı olduğunu ortaya koyduk. Bunlar doğru saptamalardır. Bu kadar halsiz, takatsiz, çözümsüz ve zavallı olmanız, bu yapıdan gelmenizden kaynaklanıyor. Bunlar kader değil, anadan doğma özellikler de değildir. Sizi şekillendiren bu koşullar, mahvolmanızın koşullarının hazırlamıştır. Çok çarpık hale getirilmişsiniz. Doğru dürüst düşünemez, hatta kendisi için bile bir tutum takınamaz, akıllı bir kaç adım bile atamaz duruma getirilmişsiniz. Kürt insanı dünyanın en çok düşürülmüş insanıdır. En zavallı, en karmakarışık, ülkesini en ucuza terk eden, kendisi için hiç düşünmeyen ve eşi benzeri olmayan bir kişiliktir. Ajan bir statüyü parçalayamadığı için bu böyledir. Bu zavallılığınız, kötürümlüğünüz nedenlerini ajan yapıda bulur. Ajanlaşmış toplumsal yapının kurum ve geleneklerinden kopuşu tam yapmadığınız için, objektif olarak ajanlığı buraya kadar yansıtıyorsunuz. Bunlar zavallı, bitirici olamama, yüksek kavrayış, askeri ve siyasi kişiliğe ulaşamama, ürkeklik, kararsızlık, çekingenlik, her türlü hafiflik, bunların hepsi düşmanın ajanlaştırma etkileridir. Anadan doğma, kendi öz çıkarlarımız temelinde oluşturduğumuz özellikler değildir.
Benim pratiğim kendim için neyi gösteriyor?
Bütün bunlara itiraz temelinde, alternatif olarak ortaya çıktığımı gösteriyor. TC’nin bütün imha politikalarıyla, uygulamalarıyla ve kurumlaşmalarıyla savaştığımız için, alternatif oluşturuyoruz ve onun etkisi dışına çıktık. Dolayısıyla kendimiz için düşünme, kendimiz için yapma mümkün hale geldiği için, bağımsız düşünebiliyoruz. Ben Kürdistan halkı ve Parti için biraz iş yapabiliyorum, fakat sizler fazla başarılı olamıyorsunuz. Çünkü düşmanı aşamadınız. Feodalizmi de düşman kategorisinde görmek gerekir. Kişiliğiniz onun için açılım sağlamıyor. Bodursunuz. Büyüme, çiçek verme, meyve alma olayı çok az. Kürtler’de güçlü kişilikler niye ortaya çıkmıyor? Bağımsızlık gerekiyor, bağımsız düşünce gerekiyor. Kendini tanıması gerekiyor. Kürdistan niye harabedir? Onun için düşünen yok, ona sahip çıkan yoktur da ondan. Türkiye’nin batısında niye göç yoktur? Bizde niye herkes kaçıyor? Bizim halkı niye kimse ciddiye almıyor? Kendini tahrip ettiği içindir. Tahribat altında yaşadığı içindir. Kimse saygılı olmuyor, yaratamıyor. Mesela askeri ve siyasi adamlar yetiştiremiyor. Çoğunlukla kızgındır. Nedeni budur.
Zincirlerle bağlanmışsınız
Sizin bütün düşman etkilerini ve eski yaşam alışkanlıklarını bir kader olarak görmemeniz gerekir. Düşmanın yarattığı yaşam üzerine kurulmamanız gerektiğini açıkça gösterir. Gerçekten düşmana karşıysanız, Parti’nin yaşam tarzını hemen benimsemeniz gerektiğini açıkça ortaya koyarsınız. Hiç şüphesiz, bilinçli olarak düşmanı yaşamıyorsunuz; etkisini, gelenekler anlamında, tutuculuk anlamında yaşıyorsunuz. Kasıtlı değil, ama geçmişi kıramadığınız için objektif olarak yaşıyorsunuz. PKK çizgisine tam inanmış, bilinçlenmiş kişiliğin önünde kimse duramaz. Zaferden başka hiçbir şeyi de kolay kolay kabul edemez. Aslında PKK kişiliğini kendinize tamamıyla uygulasanız, durdurulmanız olanaksızdır. Başarısızlık da mümkün değildir. Bize bakın ve sonuç çıkarın. Eğer tam başarı yolunda yürüyemiyorsanız, PKK kişiliğine ulaşamadığınız içindir. Eğer sürekli her derde çare olamıyorsanız, başka nedeni yoktur. PKK çizgisinde tam yetişmiş birisi, kesinlikle başarır. Bunları özellikle eski davranış ve tutumlarında ısrar ettirenler için belirtiyorum. Doğru yaklaşmak, PKK’nin ne anlama geldiğini iyi bilmektir.
O zincirleri parçalamak için, bağımsız kişilik edindiğinizde, bütün görevlerin üzerine yürüdüğünüzde başarmamak için hiçbir neden yoktur. Çözümsüz kişilik; PKK’lileşmemiş kişiliktir. Sürekli şikayet eden kişilik; PKK’deki çözüme ulaşmamış kişiliktir. Dolayısıyla, kendinize bakın; geliştiremiyorsanız, kendinizi çözemiyorsanız, yapılması gereken bir kez daha Parti kişiliğine doğru yaklaşmayı bilmektir. Bunun için yaşayacaksınız, mücadele edeceksiniz, ama bu Parti kişiliğiyle olmadığında boşa gider. “Bizim kişiliğimiz” dediğiniz, çoğunlukla düşmanın sizde yaşattığı kişilik oluyor. Yani siz objektif olarak düşmanı yaşıyorsunuz. Aslında niyetiniz bu değil, ama sonuçta buraya götürüyor. Buna “ikili kişilik” diyoruz. Parti’nin dayattığı kişilikle, düşmanın dayattığı kişilik içinizde iç içe yaşıyor. Sizde kişilik parçalanmış; netleşmemiştir. Daha önce ağır basan yönü düşmanın kişiliğiydi, şimdi ağır basan PKK kişiliğidir. Fakat ikili kişilik tehlikelidir. Eğer netleştiremezseniz, oldukça zarar görürsünüz; düşmana alet olabilirsiniz veya düşman, kişiliğiniz üzerinde egemenliğini tekrar kurabilir, hatta imha olabilirsiniz. Her bakımdan PKK kişiliğine ulaşmayı bilmek, kendi kendiyle çelişmemek, yaşamını boşa harcamamak için çok önemlidir. Bu belirtilenleri anlamanız gerekiyor.
Israrla vurguluyoruz; bilinçli olabilirsiniz, eski önyargılarınız hala güçlü olabilir, yenisiniz, ama bizi anlamalısınız, gerçeklerimiz böyledir. Eskide ısrar edilmemelidir. Sizi bir bağla bağlamışlar, karşımıza bu kadar zayıf çıkmanızın sebebi budur. Parti karşısında zayıfsınız, düşman karşısında da zayıfsınız. Nedenleri ortaya konulduğu gibidir. Kendini fazla açmamış olan varsa, açmak gerekir. Daha sonra çözümlemelerde de okuyacaksınız, hayli yoğunlaşmanız gerekiyor. Kendine gelme inkar halindedir. Kimse sıkıştırmıyor, kimse bastırmıyor, aceleye getiren olmuyor; “birden bire kendinizi halledin” de demiyorum. Hayır! Fırsat var, tartışma var, açıklık var. Yeter ki biraz dürüst ve çaba sahibi olsunlar. Bunda kararlı ve ısrarlı olsunlar. Bu konuda son şansınız.