Home TÜM YAZILARKÖŞE YAZILARI Gençlik kimliğini doğru tanımlamak-1

Gençlik kimliğini doğru tanımlamak-1

by rcadmin

Bu yazı 2017 de basılan Gençlik Manifestosundan alınmıştır.

Özgür yaşamın temel bir şartı olarak gençliğin kendi kimliğini tanıması ve tanımlaması hayati önemdedir. Gençliğe ilişkin bugüne kadar geliştirilen tüm tanımlamalar egemen sistemlerin gençliğe biçtiği rollerle yakından bağlantılıdır. Egemenler tarafından gençliği küçük düşürmek için birçok kavram türetilmektedir. “Ayyaş”, “toy”, “delikanlı”, “avare”, “başında kavak yelleri esen” gibi tanımlar bunlardan bazılarıdır. Böylesi uydurma kavramlarla gençlik enerjisinin sisteme yönelmesi engellenmektedir. Gençliği kontrole alan düzenin kendisini en güçlü hisseden düzen sayması bu hususla bağlantılıdır. Bu tür yapay tanımlamalarla gençlik denetime alınmakta ve sözü, konumu değersiz kılınmaktadır. Böylece sistem kendini güvenceye almaktadır.
Marksistler ve sınıf teorisyenleri de gençliği genelde “aylak takımı” ve “başıboş sınıf” olarak tanımlamışlardır. Dayanakları ise gençliğin üretim süreçlerinde yer almaması olmuştur. Oysa tarih bize daha farklı söylemektedir. Üretimde en çok yer alan güçlerden birisi de gençliktir. Çalışmayanlar ise hiyerarşik-iktidarcı güç odaklarıdır. Kaldı ki gençliği üretici-tüketici sınıfına indirgemek ve bunun üzerinden tanımlamalara gitmek de son derece dar ve yanlış olmuştur. Bu yaklaşım dar sınıf bakış açısının bir ürünüdür. Egemenlerin çarpıtmalarından biri de bu olmaktadır. Kapitalizm bugün devasa bir işsizleşme üreterek sadece gençliği değil bir bütün toplumu tüketici sınıfına dönüştürmüş durumdadır. Geldiğimiz aşamada bu tür tanımlamalar gençliği de toplumu da karşılamaya yetmemektedir. Var olan tüm bu gençlik tanımlamalarından sıyrılarak gençliğin gerçek kimliğini tanımlamak gerekmektedir.
Bu çerçevede ele alacak olursak, en genel tanımlama ile gençlik; toplumun 15-28 yaş dilimindeki kesimine verilen addır diyebiliriz. Genel olarak çocukluktan çıkış dönemiyle başlar ve olgunlaşmanın başlangıcında son bulur. Bedensel gelişim 20’li yaşların başında son bulmakta, beyinsel gelişim ise hiç durmamakta ve ömür boyu devam etmektedir. Bu anlamda gençliğin elbette bir yaş kuşağını ifade eden yönü mevcuttur. Gençliğin bu yönü biyolojiktir diyebiliriz. Toplumun aynı yaş kuşağında olan kesiminin oluşturduğu sosyal bir gruptur gençlik. Yeni bir sosyal kesim ya da geçiş aşamasında olan bir sosyal katman olarak da değerlendirilebilir.
Doğada her yeni varoluşu gözlemlediğimizde ilk etapta canlılığı göze çarpmaktadır. Gençlik de toplumsal doğa içerisinde böylesi bir konuma sahiptir. Gençlik toplumsal doğanın canlılığını temsil etmektedir. Hareketlidir ve asla yerinde durmamaktadır. Sesini her zaman en uzağa duyurmaya çalışmakta, enerjisi bitmek tükenmek bilmemektedir. Taze ve diri bir yaşam duruşunu ifade etmektedir. Gençlik döneminin mevsimlerden bahara denk geldiğini düşünebiliriz. Gençlik çağı bahar çağını çağrıştırmaktadır. Nasıl ki baharda tüm doğa değişim ve dönüşüm yaşıyorsa gençlik çağı da içinde müthiş bir değişimi barındırmaktadır. İnsan yaşamının bu döneminde değişime müthiş açıklık bulunmaktadır. Yenilenmeye ve değişime ise verili olanı reddederek başlanmaktadır.
Bu dönem rengârenk ve canlıdır. Dili değişim ve farklılaşmanın dilidir. Doğanın dili, yani farklılaşma, en yoğun gençlikte yaşanmaktadır. Farklılaşmanın en yoğun gençlikte yaşanması zaman olgusuyla bağlantılıdır. Zamanın olduğu yerde oluşum da var demektir. Hareketi, dinamizmi, değişimi, farklılığı, oluşumu görüyorsak zamanın yoğunluğundan şüphe edemeyiz. Gençliğin en basitinden bir bedensel değişiminde bile zamanın etkisi görülmektedir. Gelişen bu oluşum hali kendi içerisinde aktifliği, canlılığı, dinamizmi, akışkanlığı ve ataklığı barındırmaktadır. Yaşamın bu çağında zaman ve mekân durgun değildir ve sürekli akış halindedir. Gençlik her zaman bir seçimin gündemde olduğu ve bitip tükenmez soruların, sorunların, arayışların devam ettiği bir zaman aralığına denk düşmektedir.
Gençlik, biyolojik bir olgu olduğu kadar aynı zamanda toplumsal bir olguyu da tanımlar. ’’Tıpkı kadınlığın sadece fiziksel değil toplumsal bir olgu olması gibi gençliğin de toplumsal yönünün olduğunu önemle görmek gerekmektedir.’’ Zira insan yaşamındaki bu doğal dönemin toplumsal yaşama kendi özellikleriyle yansıması kaçınılmazdır. Gençlik, yaşam, duygu ve düşünce bakımından toplumun diğer kesimlerinden ayrılan, kendine has ayırt edici özellikleri ve karakteri olan bir toplumsal kategoridir. Gençlik dinamik, enerjik, sağlıklı, uyanık ve atak bir kişilik özelliğini ifade ettiği kadar onun bu özelliklerinin topluma yansıması doğal olarak sosyal yaşamda bir “gençlik özelliği” farklılaşmasını ortaya çıkarmaktadır. Gençlik bu özellikleri ile toplumsal alanda yansımasını bulduğunda ise toplumsal akışkanlığı ve toplumsal davranış-tavır yoğunluğunu temsil etmektedir. Bu nedenle gençlik kendini ve toplumunu ilgilendiren konularda tepki gösterme refleksi yapısal olarak en gelişkin olan toplum kesimidir. Gençlik, içerisinde yaşadığı toplumun geleceğini belirleyecek olan bugünün meseleleri ile oldukça ilgilidir. Çünkü önünde çok uzun bir yaşam geleceği onu beklemektedir. Dolayısıyla gençlik dönemi, gelecek arayışlarının yoğunlaştığı bir dönem olarak yaşanmaktadır. Toplumu geliştirme, koruma, kollama görevlerine sahip çıkmakta, toplumu ilgilendiren konulara karşı refleks sahibi olmaktadır. Bunun doğal bir sonucu olarak toplumun hızla siyasallaşan bir kesimi konumunda bulunmaktadır. Gençlik ve devrimcilik kavramlarının birbirine yakınlığı, gençliğin doğasının devrimciliğe yatkın olduğu belirlemeleri de bu nedenlerle sıkça yapılmaktadır.
Çok daha önemli olan husus gençliğin toplumsallık içerisindeki özelliklerini ve rolünü bilince çıkarması olmaktadır. Bu olmaksızın bir gençlik gerçekleşmesinden söz etmek pek mümkün değildir. Bir hamal sınıf bilincine sahip olmak için sınıfsal özelliklerini bilince çıkarmak durumundadır. Yahut kadın köle durumuna düşürüldüğü gerçeğini güçlü kavrayamazsa cins bilinci edinemez. Kısacası tek başına kadın veya işçi olmak bir bilinç oluşumunu kendisiyle getirmeye yetmemektedir. Bu da özgürleşme çabası açısından bir anlam ifade etmemektedir. Benzer durum gençlik için de aynen geçerlidir. Gençlik bilincine sahip olmaksızın özgürlükçü, bağımsız gençlik asla olunamaz. Gençlik bilincine ise ancak gençlik özellikleri anlaşılarak ve edinilerek ulaşılabilir. Muhalefet cesareti, atiklik, çıkarsız-hesapsız yaklaşmak, saf ve temiz duygulara sahip olmak, fedakâr ve paylaşımcı olmak bu özelliklerin bazıları olmaktadır. Gençliğin bu özelliklerini bilince çıkarmadan, onun ruhunu yaşamadan genç olunamaz. Biyolojik olarak genç olunsa dahi gençlik temsil edilemez. Tersi de doğrudur. Biyolojik olarak gençlik dönemi geçilmesine rağmen gençlik özellikleri taşınıyorsa gençlik de temsil edilebilinir. Zira gençlik topluma mal olmuş bir tarihsel olgudur. Bir yaş diliminin temel özelliklerini ifade eden toplumsal davranış, duygu ve düşünceler toplamıdır. Bu anlamda da gençlik bir zihniyet ve ruhtur aynı zamanda.

BENZER YAZILAR