Gençlik Kimliğini Doğru Tanımlamak

“Ben hep söylüyorum, ben hala gencim. Kadınlara yaptığım çağrı gençlik için de geçerlidir. Onları seviyorum, her şeyi onlar için yapıyorum. Genç başladık, genç başaracağız. Sabrımı, çalışma tarzımı, tempomu örnek alabilirler. Bu başarılırsa gerisi aydınlıktır.”

Rêber Apo
(15. Ağustos 2014, İmralı Notları)

Bu yazı Gençlik Manifestosu’ndan alındı

Özgür yaşamın temel bir şartı olarak gençliğin kendi kimliğini tanıması ve tanımlaması hayati önemdedir. Gençliğe ilişkin bugüne kadar geliştirilen tüm tanımlamalar egemen sistemlerin gençliğe biçtiği rollerle yakından bağlantılıdır. Egemenler tarafından gençliği küçük düşürmek için birçok kavram türetilmektedir. “Ayyaş”, “toy”, “delikanlı”, “avare”, “başında kavak yelleri esen” gibi tanımlar bunlardan bazılarıdır. Böylesi uydurma kavramlarla gençlik enerjisinin sisteme yönelmesi engellenmektedir. Gençliği kontrole alan düzenin kendisini en güçlü hisseden düzen sayması bu hususla bağlantılıdır. Bu tür yapay tanımlamalarla gençlik denetime alınmakta ve sözü, konumu değersiz kılınmaktadır. Böylece sistem kendini güvenceye almaktadır.

Marksistler ve sınıf teorisyenleri de gençliği genelde “aylak takımı” ve “başıboş sınıf” olarak tanımlamışlardır. Dayanakları ise gençliğin üretim süreçlerinde yer almaması olmuştur. Oysa tarih bize daha farklı söylemektedir. Üretimde en çok yer alan güçlerden birisi de gençliktir. Çalışmayanlar ise hiyerarşik-iktidarcı güç odaklarıdır. Kaldı ki gençliği üretici-tüketici sınıfına indirgemek ve bunun üzerinden tanımlamalara gitmek de son derece dar ve yanlış olmuştur. Bu yaklaşım dar sınıf bakış açısının bir ürünüdür. Egemenlerin çarpıtmalarından biri de bu olmaktadır. Kapitalizm bugün devasa bir işsizleşme üreterek sadece gençliği değil bir bütün toplumu tüketici sınıfına dönüştürmüş durumdadır. Geldiğimiz aşamada bu tür tanımlamalar gençliği de toplumu da karşılamaya yetmemektedir. Var olan tüm bu gençlik tanımlamalarından sıyrılarak gençliğin gerçek kimliğini tanımlamak gerekmektedir.

Bu çerçevede ele alacak olursak, en genel tanımlama ile gençlik; toplumun 15-28 yaş dilimindeki kesimine verilen addır diyebiliriz. Genel olarak çocukluktan çıkış dönemiyle başlar ve olgunlaşmanın başlangıcında son bulur. Bedensel gelişim 20’li yaşların başında son bulmakta, beyinsel gelişim ise hiç durmamakta ve ömür boyu devam etmektedir. Bu anlamda gençliğin elbette bir yaş kuşağını ifade eden yönü mevcuttur. Gençliğin bu yönü biyolojiktir diyebiliriz. Toplumun aynı yaş kuşağında olan kesiminin oluşturduğu sosyal bir gruptur gençlik. Yeni bir sosyal kesim ya da geçiş aşamasında olan bir sosyal katman olarak da değerlendirilebilir.

Doğada her yeni varoluşu gözlemlediğimizde ilk etapta canlılığı göze çarpmaktadır. Gençlik de toplumsal doğa içerisinde böylesi bir konuma sahiptir. Gençlik toplumsal doğanın canlılığını temsil etmektedir. Hareketlidir ve asla yerinde durmamaktadır. Sesini her zaman en uzağa duyurmaya çalışmakta, enerjisi bitmek tükenmek bilmemektedir. Taze ve diri bir yaşam duruşunu ifade etmektedir. Gençlik döneminin mevsimlerden bahara denk geldiğini düşünebiliriz. Gençlik çağı bahar çağını çağrıştırmaktadır. Nasıl ki baharda tüm doğa değişim ve dönüşüm yaşıyorsa gençlik çağı da içinde müthiş bir değişimi barındırmaktadır. İnsan yaşamının bu döneminde değişime müthiş açıklık bulunmaktadır. Yenilenmeye ve değişime ise verili olanı reddederek başlanmaktadır.

Bu dönem rengârenk ve canlıdır. Dili değişim ve farklılaşmanın dilidir. Doğanın dili, yani farklılaşma, en yoğun gençlikte yaşanmaktadır. Farklılaşmanın en yoğun gençlikte yaşanması zaman olgusuyla bağlantılıdır. Zamanın olduğu yerde oluşum da var demektir. Hareketi, dinamizmi, değişimi, farklılığı, oluşumu görüyorsak zamanın yoğunluğundan şüphe edemeyiz. Gençliğin en basitinden bir bedensel değişiminde bile zamanın etkisi görülmektedir. Gelişen bu oluşum hali kendi içerisinde aktifliği, canlılığı, dinamizmi, akışkanlığı ve ataklığı barındırmaktadır. Yaşamın bu çağında zaman ve mekân durgun değildir ve sürekli akış halindedir. Gençlik her zaman bir seçimin gündemde olduğu ve bitip tükenmez soruların, sorunların, arayışların devam ettiği bir zaman aralığına denk düşmektedir.

Gençlik, biyolojik bir olgu olduğu kadar aynı zamanda toplumsal bir olguyu da tanımlar. ’’Tıpkı kadınlığın sadece fiziksel değil toplumsal bir olgu olması gibi gençliğin de toplumsal yönünün olduğunu önemle görmek gerekmektedir.’’ Zira insan yaşamındaki bu doğal dönemin toplumsal yaşama kendi özellikleriyle yansıması kaçınılmazdır. Gençlik, yaşam, duygu ve düşünce bakımından toplumun diğer kesimlerinden ayrılan, kendine has ayırt edici özellikleri ve karakteri olan bir toplumsal kategoridir. Gençlik dinamik, enerjik, sağlıklı, uyanık ve atak bir kişilik özelliğini ifade ettiği kadar onun bu özelliklerinin topluma yansıması doğal olarak sosyal yaşamda bir “gençlik özelliği” farklılaşmasını ortaya çıkarmaktadır. Gençlik bu özellikleri ile toplumsal alanda yansımasını bulduğunda ise toplumsal akışkanlığı ve toplumsal davranış-tavır yoğunluğunu temsil etmektedir. Bu nedenle gençlik kendini ve toplumunu ilgilendiren konularda tepki gösterme refleksi yapısal olarak en gelişkin olan toplum kesimidir. Gençlik, içerisinde yaşadığı toplumun geleceğini belirleyecek olan bugünün meseleleri ile oldukça ilgilidir. Çünkü önünde çok uzun bir yaşam geleceği onu beklemektedir. Dolayısıyla gençlik dönemi, gelecek arayışlarının yoğunlaştığı bir dönem olarak yaşanmaktadır. Toplumu geliştirme, koruma, kollama görevlerine sahip çıkmakta, toplumu ilgilendiren konulara karşı refleks sahibi olmaktadır. Bunun doğal bir sonucu olarak toplumun hızla siyasallaşan bir kesimi konumunda bulunmaktadır. Gençlik ve devrimcilik kavramlarının birbirine yakınlığı, gençliğin doğasının devrimciliğe yatkın olduğu belirlemeleri de bu nedenlerle sıkça yapılmaktadır.

Çok daha önemli olan husus gençliğin toplumsallık içerisindeki özelliklerini ve rolünü bilince çıkarması olmaktadır. Bu olmaksızın bir gençlik gerçekleşmesinden söz etmek pek mümkün değildir. Bir hamal sınıf bilincine sahip olmak için sınıfsal özelliklerini bilince çıkarmak durumundadır. Yahut kadın köle durumuna düşürüldüğü gerçeğini güçlü kavrayamazsa cins bilinci edinemez. Kısacası tek başına kadın veya işçi olmak bir bilinç oluşumunu kendisiyle getirmeye yetmemektedir. Bu da özgürleşme çabası açısından bir anlam ifade etmemektedir. Benzer durum gençlik için de aynen geçerlidir. Gençlik bilincine sahip olmaksızın özgürlükçü, bağımsız gençlik asla olunamaz. Gençlik bilincine ise ancak gençlik özellikleri anlaşılarak ve edinilerek ulaşılabilir. Muhalefet cesareti, atiklik, çıkarsız-hesapsız yaklaşmak, saf ve temiz duygulara sahip olmak, fedakâr ve paylaşımcı olmak bu özelliklerin bazıları olmaktadır. Gençliğin bu özelliklerini bilince çıkarmadan, onun ruhunu yaşamadan genç olunamaz. Biyolojik olarak genç olunsa dahi gençlik temsil edilemez. Tersi de doğrudur. Biyolojik olarak gençlik dönemi geçilmesine rağmen gençlik özellikleri taşınıyorsa gençlik de temsil edilebilinir. Zira gençlik topluma mal olmuş bir tarihsel olgudur. Bir yaş diliminin temel özelliklerini ifade eden toplumsal davranış, duygu ve düşünceler toplamıdır. Bu anlamda da gençlik bir zihniyet ve ruhtur aynı zamanda.

Gençliğin diğer bir yönü de sosyalleşme olgusu ile sıkı ilişkisidir. Doğru bir sosyalleşme tutturulamadan sosyalist olmak mümkün değildir. İnsan gençliğinde sosyalisttir deyişi bu gerçekliği karşılamaktadır. İlk insanların toplumu inşa ederek ayakta kaldığını belirtmiştik. Bir nevi gül nasıl dikenleriyle örtünüyorsa ya da ağaç kabuğuyla kendini koruyorsa, yani her canlının bir şekilde oluşan savunma mekanizması söz konusuysa, bu mekanizma insanda toplum olarak karşımıza çıkmaktadır. İnsan kendini toplumunda güvenli hisseder.
Gençlik de yaşama adım atarken öncelikle gruplaşma sürecine girer. Belli bir topluluğun içerisine dahil olur. Birbirine benzer özelliklerde olanlarla bir kaynaşma dönemi başlamaktadır. Gençlik kendini bu şekilde güçlü hissetmekte, bir kimlik kazandığına inanmaktadır. Bilinçli örgüt kurmasa bile hep kendi içinde grup olarak hareket etmektedir. Sıkı arkadaşlık grupları, arkadaşlık ilişkileri oluşturmaktadır. Böylesi arkadaş ilişkilerinin kimilerine gençlik çeteleri denilir, kimilerine sıkı arkadaş grupları denilir. Böylesi gruplar aslında en sıkı örgütlerden daha kuvvetlidirler. Çünkü ortak bir şekillenme birliğini ifade etmektedirler. Bilinçli değil ama genç olmanın getirdiği, gençlik arayışçılığının getirdiği bir birlik sözkonusudur. Bu dönemde sıkça böylesi arkadaş grupları ortaya çıkmaktadır ve en değme örgütlerden daha sıkı birbirine bağlıdırlar. Birbirini ölümüne savunurlar, birbirinin arkasında dururlar, mahalle kavgaları yaparlar, kan kardeşi olurlar. Her insanın en güçlü arkadaşlıklarının ilk olarak bu dönemlerde olması tesadüfi değildir. Bu tür gruplaşmalar bazen lümpen ve çeteleşme, serserileşme tarzı bir sürece doğru gidebilmektedir, fakat bazen de gençliğin çok büyük özgürlük atılımlarına vesile olabilmektedir. Örneğin Deniz Gezmiş, ortaokul yıllarında kurduğu yedi bela çetesi ile birbirleriyle sonuna kadar yürüyen büyük yoldaşlıklar yaratmıştır. Yine 1968 gençlik devrimine çeşitli gençlik gruplarının öncülük yaptığı bilinmektedir. Çeşitli lise grupları, mahallerde birbirini tanıyan işsiz gençler, ezilmiş, dışlanmış, alay edilmiş gençler topluluğunun öncülüğü olmasaydı 68 gerçekleşemezdi. Önderliğin de benzer şekilde önce çocuk gruplarına öncülük ettiğini, sonrasında bu özelliğini daha da geliştirip Ankara siyasalda okuduğu dönemlerde oluşturduğu arkadaş grubuyla pratik devrimci sürece giriş yaptığını biliyoruz. Bugün dahi grup grup PKK’ye katılanlar az değildir. Demek ki doğru bir gençlik sosyalleşmesi geliştiğinde toplumcu, devrimci sonuçlar da ortaya çıkabilmektedir. Yani toplumsal gelişim ahlaki politik doğrultuda ilerleyebilmektedir.

Toplumun en önemli özelliği bir gelişim ve değişim dinamiğine sahip olmasıdır. Toplumsal yapılar tarihsel aşamalar boyunca değişir ve dönüşürler. Ortaya koyulduğu gibi, değişim ve dönüşüm gençliğin de en temel özelliklerden biridir. O halde gençliğin bu temel özelliklerini taşıyan toplumlar ve uluslar hızla gelişen ve ilerleyen uluslar ve toplumlardır diyebiliriz. Toplumsal değişime, yeniye açık ve tutucu olmayan güçler toplumun değişim ve dönüşüm ihtiyacına yanıt olabilmektedirler. Bu anlamda değişim ve dönüşümü temsil eden gençlik toplumsal değişim dinamiğinin en etkin ve aktif parçasını ifade etmektedir. Bu yapısal özelliklerinden kaynaklı gençliğin toplumsal gelişmeler tarihinde her zaman özel bir yeri olmuştur. Çoğu zaman toplumlar için öncülük rolüne soyunmuştur.

Neolitik toplumsal düzenin ardından gelen hiyerarşik aşamalarla birlikte kadının toplumsal sistemi de gerilemeye başlamıştır. Hanedan ideolojisi ve ataerkillikle kadının düzeni gözden düşürülmüştür. Bu noktada gençliğin yoğun bir biçimde aldatılması ve kadının sisteminden koparılması söz konusudur. Tarihin en kritik eşiklerinden birisinde bulunmaktayız. Jerontokratik uygulamalar hanedan ideolojisinin ve ataerkilliğin bir tamamlayanı niteliğinde bu kritik eşikte devreye girmekte ve kadının etrafındaki gençlik gücü çekilip koparılmaktadır. Uygarlığa giden süreçte bu gelişmeler çok önemli bir yer tutmaktadır. Devletçi uygarlık süreçleri ile sonuçlanan bu gelişmelerde gençliğin pozisyonu ise oldukça dikkat çekici ve önemlidir. Gençlik sistemsel değişimde çok önemli bir rol oynamıştır. Elbette burada söz konusu olan değişim toplumsal bozulma ve çürüme anlamına gelmektedir. Oynanan rol olumsuz olmuştur. Değişim ve gelişim mutlak zorunluluk olarak ileriye ve güzele doğru olanı vermemektedir. Değişimi nasılını sorgulamadan onaylamak bu nedenle bir sapmayı ifade etmektedir. Nitekim çok iyi görülmüştür ki bu süreçte özgür toplum adım adım geriletilmiş ve toplum köleleşme sürecine alınmıştır. Bunda da gençliğe çok olumsuz bir rol oynatılmıştır. Dolayısıyla tarihin bu aşamasında gençliğe negatif bir rol biçildiği çok açıktır. Fakat sonuç olarak gençliğin önemini görmek bakımından çok önemli bir süreçtir söz konusu olan. Gençliğin toplumsal sistemlerde oynadığı değişim ve dönüşüm rolünün ne kadar büyük sonuçlara yol açabildiğini görmek açısından son derece önemli bir süreç yaşanmıştır. Dolayısıyla çok iyi anlaşılması da gerekmektedir. Bu gelişme ile birlikte şu sonuç çok net bir biçimde ortaya çıkmıştır: Gençliği kazanan toplumu kazanır! Bu aşamadan sonraki tüm uygarlık süreçleri için geçerli olan formül bu olmuştur. Uygarlık güçleri farklı uygulama ve yöntemlerle gençliği kendi sistemini sürdürülebilir kılmada sürekli kullanmaya çalışmışlardır. Çünkü gençliğin ortaya koyduğumuz tarihsel-sosyolojik özellikleri hiyerarşik aşamalardan başlamak üzere ezenler tarafından her zaman bir tehdit olarak algılanmıştır. Bu nedenle gençlik de tıpkı erkek gibi, kadın gibi, toplum gibi, devlet gibi egemen odaklar tarafından oluşturulmak istenmiştir. Sistem egemenleri gençliğe karşı; bastırma, sindirme, yozlaştırma ve enerjisini-ilgisini sistemi rahatsız etmeyecek kanallara yönlendirme amaçlı politikalarını süreklileştirmişlerdir. Çok iyi bilmektedirler ki teslim alınan gençlik, kendi geleceklerinin de garantisi anlamına gelecektir. Çünkü gençlik gelecek demektir.

Related posts

Êzîdîlerin birliği ve kutsal Êzîdxan için sorumlu ve doğru hareket eden Şengal halkıdır

Ş. Nuda ve Ş. Felat’dan Gençliğe

MEŞA DIRÊJ FOTOĞRAFLARI YAYINLANDI

Yorum Yap