Home TÜM YAZILARGENÇ KADIN Kapitalist sistem tüm kötülüklerin ana kaynağıdır

Kapitalist sistem tüm kötülüklerin ana kaynağıdır

by rcadmin

ROJBÎN SIMA CÛDÎ

Ataerkil sistemin, sömürgeleştirdiği kadının sırtına basarak geliştiği artık bilenen bir gerçekliktir. Kadının bir cins olarak sömürgeleştirildiği dönemin üzerinden ortalama olarak 5 bin yıllık bir sürecin geçtiği belirtiliyor. Bu süre zarfında ataerkil sistem sayısız evre geçerdi. Her bir evrede sömürü olgusunu daha da derinleştirdi, sermayesini pekiştirdi. En önemlisi de iktidar olgusundaki derinliğiydi. Öyle ki, sermaye birikimi gibi iktidar birikimi de yaptı.

Bir zamanlar din temelli iktidarlar üzerinden varlığını sürdüren ataerkil sistem, daha sonra dini iktidarlara bilimi ve milliyetçiliği de dahil etti. Zaten varlığını ilk olarak kadın cinsinin sömürülmesi üzerine inşa etmişti. Kadının sömürgeleştirilmesi üzerinden iktidarını ilan eden ataerkil sistem, iktidar olgusunda yaşadığı derinliği din ile pekiştirip, bilim ve milliyetçilikle sömürgeciliğin doruğuna ulaştı. Denilebilir ki, 500 yıldır kapitalist bir evre olarak devamlılığını sürdüren ataerkil sistem en kurumlaşmış dönemini yaşamaktadır. Dincilik, bilimcilik, milliyetçilik ve cinsiyetçilik gibi dört ayak üzerine kurulan kapitalist emperyalist sistem, insanlık tarihi açısından tam bir ucubeliktir. Kapitalist emperyalist sistemin yanından geçtiği ağacın gölgesi bile insanı huzursuz eder, o kadar insanlık karşıtıdır.

Kapitalist sistem: Kanserleşme

Önderlik, kapitalist sistemi tanımlarken, “kanserleşme” kavramını kullanır. Kanser, “Bir organ veya dokudaki hücrelerin kontrolsüz olarak bölünüp çoğalmasıyla beliren kötü urların yol açtığı hastalık” olarak tanımlanır. İnsanın herhangi bir yerinde belirdi mi, oranın kesilip atılması gerekir. Aksi halde tüm bedeni sarar ve öldürür. O yüzden kapitalist sistem için kanserleşme kavramı öyle sıradan bir kavram değildir. Çünkü kapitalist sistem kötülüğün, ucubeliğin ana kaynağıdır.

Gündelik yaşamın akışına biraz bile eğildiğimizde sistemin bu ucubeliğini, kötülük yayan özelliğini, çirkinliğini ve o iğrenç kokusunu duyumsamamak mümkün değildir. Bununla en fazla karşılaşan kadındır. Fakat tüm kadınlar bunun farkındalığını yaşıyor mu, bu kısım tartışmalıktır. Ama farkına varan kadının özgürlük mücadelesi önünde de kimse duramaz. O yüzden de kapitalist sistem en fazla kadını hedef alır, özellikle de genç kadınları.

Bilindiği gibi her sistem önce kendi insanını yaratır. Kapitalist sistem de öyledir. Hatta kapitalist sistem kendi insanını yaratmada tüm sistemlerden daha fazla katıdır. Fakat bunu öyle bir yöntemle yapıyor ki, sanki insanlar “özgür iradeleriyle” hareket ediyor, gönül rızasıyla sistemi kabul edip, yaşıyor…

Kapitalizmin yaratılan izlenim budur. Zaten o yüzden kapitalizme en büyük illüzyonist demek yanlış olmaz. En büyük zalimliği size çok insani bir şeymiş gibi gösterebilir. En büyük zulmü masum, en büyük zalimi mağdur gösterme yeteneğine sahiptir. Buna inanan insan sayısı da az değildir. Çünkü kapitalizm sadece insanın bedenine tecavüz etmez, düşüncesine de tecavüz eder. İnsanın boyunduruk altına alınma hikayesi de böyle başlar. Sistem buna “özgürlük” adı verir. Doğrudur, sistemin boyunduruğuna girmiş her kişi “özgürdür”. Ama kişi sistemin duvarlarını zorladı mı o vakit hakikatle yüz yüz yüze gelir. Bu hakikat öyle bir çarpıcıdır ki, kişinin karakteri güçlü olmazsa büyük bir çöküntü yaşar ve bunun sonucunda yaşama sevincini de bitirir. O yüzden de sistem kişilikte zayıf, düşüncede dogmatik, inançta bağnaz kişiyi arar. Kirli işlerini yaptıracak ilkesiz ve ahlaksız kişiyi arar. Sorgulamayan, araştırmayan, düşünemeyen, cahil olduğunu dahi bilmeyen okumuş kişiyi arar ve sistem çarkını onlar üzerinden döndürür. Dolayısıyla bu çarkı döndürmek için de kendine göre insan yetiştirir. Bunun için de kadın önemlidir. Çünkü ilk yetiştirme işi önce kadın, sonra aile ve daha sonra da sistemin eğitim kurumlarınca yapılır. Yetiştirme işinde toplumsal ve çevresel etkenler ise sonradan gelir. O yüzden sistem her yönüyle varlığını sürdürmek için önce kadını hedef alır ve düşürür. Çarkını düşürülmüş kadın üzerinden döndürür. Buna en iyi örnek geçtiğimiz günlerde bir Türk televizyonunda yaşandı. Genç kadınları hedef alan televizyon programında toplum yönlendirilmeye çalışıldı. Programda sözde “öğretim” üyesi, profesör ünvanlarına sahip erkekler, kadınlar adına konuşarak, “ideal”, “süper anne” adaylarının yaş ortalaması konusunda toplumu “bilinçlendirdi”. Programda konuşan “öğretim” üyesi, “profesör” ünvanıyla konuşan kişi aynen şunları söylüyordu: “Süperman diye bir şey yok hayal kahramanı ama, süper kadın diye bir ırk var. Ve bu da 13-16 yaş arasında, istediğiniz doktora sorun. 12-17 de olur. Çok muazzam rejenerasyon kabiliyeti var, vücudu mükemmel falan. Bu yaş ilk çocuğu doğurmak için ideal bir yaş olarak belirlenmiş. Yani ben diyorum ki; erkekler olsun, kadınlar olsun, biraz zekamızı koyalım.”

İşte kapitalist sistem!

Şimdi bu konuşmadan dahi yola çıktığımızda karşımıza öyle çarpıcı bir gerçeklik çıkıyor ki, insanın aklı donuyor. Kapitalizmin kirli sularında, dinin bağnazlığıyla yüzen bu sefil kişilikler bir yandan daha ergenliğe adım atmamış kız çocuklarının bedenlerine tecavüz edilmesini isterken, aynı zamanda bunu televizyon ekranlarından topluma taşırarak insan zihnine, düşüncesine de tecavüz ediyor. Buna toplumsal algılarla oynamak da diyebiliriz aslında. Fakat böyle söylersek ortalığa saçılan kötülüğü, ucubeliği gerçek manasıyla gösteremeyiz. Sistemin suçlarını deşifre edemeyiz. Çünkü bu zihniyetin sahipler, çocuklara yönelik tacizi, tecavüzü meşru görüyor. Kendi yaptılarına ya da yapacaklarına meşru zemin yaratıyor. Konuşmada dikkat edilirse bunu tıbbı bilime dayandırarak “istediğiniz doktora sorun” diyor. Yani daha regil bile olmamış kız çocuklarının “evlendirilmesi”, regil olur olmaz da çocuk doğurması bilimsel dayanaklara oturtulmaya çalışılıyor. Kız çocuğunun bedeninden söz ederken, “vücudu mükemmel” diyor, “biraz zekamızı koyalım” diyerek de orada belli bir topluma hitap ediyor. Bir yanılma, kendini yanıltma olmasın, bu tek başına bir şahıs değildir. Bu sistemin ta kendisidir. Kapitalist sistem budur.

Suçlu kaderdir…

Elbette kapitalist sistem tek yönlü iş yapmaz. Genç kadınların bir kısmını böyle boyunduruk altına alırken, diğer kısmını ise yalan, dolan üzerinden çarkına bağlar. Masallarla hayal dünyalarına taşır. “Rüyalarının erkeği” prensler yaratır. Popüler kültüre özendir. Magazin dünyasıyla burjuvasının masalarına taşır. Herkeste bir zengin olma hayali oluşturup, “ya köşeyi dönersem” umudu yaratır. Yine teknolojik gelişmenin esiri yapar. Okullarda daha iyi bir akıllı telefon için bedenini sattırır. Aynı telefonla kişi internet üzeri kendine “sevgili” yapar. Dikkat edin giyim-kuşamda en fazla genç kadınlar hedef alınır. Avrupa’nın birçok ülkesinde yılda iki kez giyim-kuşamda yapılan “indirimlerde” ortaya çıkan tüketicilik akıl alır gibi değildir. Küçücük evlerde dolaplar tıkış, tıkıştır. Ve o kıyafetler gerçekte bir ya da iki kez giyilir. Sonrası ise çöptür. İnsanın elbiseye yaptığını sistem insana yapar. Buna da “özgürlük” denilir. Alırken özgürdü, atarkende özgür! İşte insan buna inanacak kadar büyük bir yanılsam içerisindedir. Çünkü sistem öyle bir ağ örmüştür ki; kişi kendi mezarını elleriyle kazar ve ölü toprağını üstüne serper. Ama yine kişinin aklına sistemi kendi ölümünden suçlu bulmak gelmez. İşte insanın tragedyası budur. ‘Suçlu kapitalist-emperyalist sistem değildir, devlet değildir. Suçlu kaderdir. Her şey alnımıza biz doğmadan önce yazılmıştır. Dolayısıyla yazılan yaşanılacaktır, kaderden kaçılması mümkün değildir.’ Bu algı bile tek başına sistemin gerçekliğini ortaya koymaktadır.

Toplumsal cinsiyetçiliğe karşı mücadele

Özcesi, kapitalist sistemin hedefinde sadece genç kadınlar yoktur. Toplumun tüm kesimleri kapitalizm için bir hedeftir. Ama toplumun dokusu kadın tarafından örülmüştür. Bu dokunun tahrif edilebilmesi, dağıtılabilmesi için de önce kadının atomlarına kadar parçalanması gerekir. İşte kapitalist sistem tam da bunu yapmaktadır. Kadını her yönüyle kuşatarak atomlarına kadar parçalamak istemektedir. Bedeninden ruhuna her yönüyle sömürmektedir. Rêber APO bu konu da şöyle söylemektedir;“ Cinsellik tüm doğada üremeyle ilgilidir. Yaşamın devamını amaçlar. Özellikle kadın tutsaklığıyla birlikte ve ağırlıklı olarak uygarlık sürecinde insan erkeğinde asıl rol sekse, cinsel arzunun patlamasına ve çarpıkça gelişimine tanınmıştır. Hayvanlarda çok sınırlı olan çiftleşme dönemleri (çoğunlukla yıllık), insan türünde erkek tarafından neredeyse yirmi dört saate çıkarılmak istenir. Kadın günümüzde seksin, cinsel iştah ve iktidarın üzerinde sürekli denendiği araç haline getirilmiştir. Özel ve genelev ayrımları artık anlamını yitirmiştir. Çünkü her yer ve her kadın artık genel ve özel ev ve kadın sayılır.” Yani kapitalist sistem kadını bu düzeye indirgemiştir. Dolayısıyla sorunların tespitinden yola çıktığımız bu aynı zamanda çözüm yolu da olmaktadır. Dile gelen ve altı çizilen sorunlar, kadınlar açısından özellikle de genç kadınlar açısından bir mücadele alanlarıdır. Toplumsal cinsiyetçiliğe, bağnazlığa, dogmatizme eril aklın yarattığı toplumsal tahribatlara karşı mücadele etmek bir zorunluluktur. Bunun içinde örgütlenme, bilinçlenme ve harekete geçmek şarttır. Başka türlü sistem karşısında ayakta durmak, toplumsal, komünal değerleri korumak mümkün değildir. Dolayısıyla kadınlar el ele verirse mücadeleyi büyütebilir ve kapitalist sistemi temellerinden sarsabilir. Kadınların buna gücü vardır. Çünkü toplumun dokusu halen kadınının ellerinde can bulmaktadır. Muhtemelen kapitalizmin kadında zapt edemediği en büyük özellik de budur.

BENZER YAZILAR