Home TÜM YAZILARKÖŞE YAZILARI Kapitalistlerin söyleyecekleri tek bir sözleri kalmamıştır

Kapitalistlerin söyleyecekleri tek bir sözleri kalmamıştır

by rcadmin

HAYRİ ENGİN

Öyle bir dünya ki her şeyin egemenlerce yapılabileceği kanısı hâkim. Egemenlerin her şeyi yapabileceklerine muktedir olduklarına inandıkları bir dünyada yaşıyoruz. Daha da kötüsü, buna büyük çoğunluğuyla ezilenlerin yani sömürülenlerin de inanmasıdır.
Rêber Apo’nun söylediği “Psikolojik olarak benlik kontrol edilemezse kendini sınırsız abartma hastalığındadır” sözü tam da egemenlerin bu durumu için söylenmiş bir sözdür.
Egemenler karakterleri gereği iktidarın tüm imkânlarını kendi lehlerine kullanarak karşıtlarını iktidarsızlaştırırlar. Eskilerde bu yönteme iğdişleştirme denilirdi.
Kürt Halk Önderliğinin “Hafızasını yitirmiş toplumlar, kolay sömürülme, işgal edilme ve asimile edilmekten kurtulamazlar” sözü bu duruma dikkat çekerken, şunu da ifade etmektedir:
“İktidar da toplumu, kadının karılaştırılması gibi hazırlamadan varlığından emin olamaz
Karılık; en eski kölelik olarak: Ana-kadının tüm kültürüyle birlikte, güçlü adamın maiyetindekilerle birlikte, uzun ve kapsamlı mücadeleler sonucunda yenilgiye uğratılıp, cinsiyetçi toplumun egemen kılınmasıyla kurumlaşmıştır.”
İktidar tarihte böyle süzülüp gelmiştir. Adeta toplumun tüm genlerine sinerek toplumlarda ve topluluklarda hastalıklı, güvensiz, kendisi olmaktan uzak, iradesiz, kişiliksiz yapılar oluşturmaktadır. Öyle ki egemenler bir yerlerde düğmeye basar ve başka, uzak yerlerde kazanlar kaynamaya başlar.
Özcesi egemenler kendilerini öyle örgütlemişlerdir ki; onlar ayı oynatma misali “zilleri taktım şıkı şıkı oynattım” oyununu toplum üzerinde uygulamaktan çok memnundurlar.
Lakin dünya değişti, değişiyor, daha da değişecektir.
İnsanlık tarihi her şeyin birkaç zorbanın eliyle gerçekleşemeyeceğinin binlerce örnekleriyle doludur. Bunlardan belki de en meşhurunu “Nuh’un çıkışı, zorba efendi karşısında neolitik toplumu adeta gemiye yükleyerek, uygarlığın ulaşamayacağı dağlık alanda yeniden inşasını anımsatır” cümlesiyle dile getirir Kürt Halk Önderliği.
Ve o gündür bugündür uygarlık denilen çift dişli canavarla neolitik değerleri kendi bağrında taşıyan topluluk ve toplumlar arasında kıyasıya bir irade savaşı vardır. Ve devam etmektedir.
Ancak, egemenler tahakküm altında tuttukları halkları sindirmekten hiç vazgeçmemiş, her zaman yeni yol ve yöntemler geliştirerek kendi varlıklarını sürdürmeye çalışmışlardır. Kullandıkları temel yöntemlerden biri de ölümle tehdit ve korkutmak olmuştur. İnsanın temel yaşam güdülerini de kullanmışlardır. Terbiye etmek istedikleri bireylere karşı cinselliği ve parayı yani kadına erkeği, erkeğe kadını sunarak ve de mal mülkü de epeyce kullanmışlardır. Böylece oluşturdukları üçlü tuzakla bireyleri ve toplumu çizgilerine çekme çabasını sürdürmüşlerdir.
Ancak unutulmasın ki “Ölüm korkusunun kendisi de sosyaldir. O da inşa edilmiş ya da ettirilmiştir. Dolayısıyla inşa edilmiş ölüm korkuları yeni sosyal inşalarla ortadan kaldırılabilir.” Eğer bu ölüm korkusu aşılırsa o zaman egemenlerin bir kozu ellerinden alınmış olacaktır. Hele bir de yaşamı anlamlandıracak formüller bulunmuş ise orada artık egemenlerin adım adım iflas edeceği bir süreç başlamış demektir.
Biz bu ölüm korkusunun aşılmasının yanına kendisini köle ilişkilerden kurtarmış bireyle mal-mülkleştirmeyi farklı bir kölecilik biçimi olarak değerlendirip bundan kendisini sıyırmış özgür bireyi de eklersek orada artık uygarlık canavarının dişlerine takılıp ezilecek bir birey olmayacaktır.
Artık uygarlık denen illet sizi yönlendiremeyecektir. Sizi ölümle ürküterek istediğini size yaptıramayacak, kadınla ya da erkekle sizi terbiye edemeyecek ve mülkiyetle kendisine bağımlı hale getiremeyecektir.
İşte sınıflı toplum diye bilinen tahakkümcü toplumun iflas edişinin üç nirengi noktası. Halk deyimiyle dünyayı asılı tutan üç çivi.
Evet, biz bu çivilerin her birini söktüğümüzde onların asılı dünyası sallanacak ve bizim yıldızlar arasında sakladığımız parlayan dünyamız aydınlanacaktır.
Tam da bu çiviler sökülmeye yüz tutmuşken, kapitalizmin bunalımı sürekli hale gelirken, ifade edildiği gibi kan emiciler, sömürenler, sömürgeciler, hırsızlar, gaspçılar yani cümbür cemaat kapitalistler her sıkıştıklarında bir yol ararlar. Bunalıma giren kapitalist modernite güçleri bu kez Koronavirüs salgını denilen belaya sarılmış durumdalar.
Salgın diye dillendirilen tüm hastalıkların bir şekilde doğaya, topluma karşı yapılmış saldırılar sonucu gelişen toplumsal sorunlar olduğu açıktır. Kimisi bilinçli bir şekilde geliştirilirken kimisi en azından doğanın kendini koruma refleksi olarak gelişmektedir. Son tahlilde bu belaların müsebbibi kapitalistler ve onların yaratımı olan endüstriyalizmdir. Sadece kâr amaçlı sömürge politikalarında ısrarları ve toplumun başına bela olmuş devlet denilen yapıyı kutsallaştırarak devletin yaptığı her şeyi haklı göstermeleridir.
Kapitalist sistemin bugün Koronavirüs salgını dedikleri belaya dayanarak bu kez tüm toplumu yeniden şekillendirip kendi sistemini ayakta tutmaya çalıştığı görülmektedir.
Son tahlilde ne olursa olsun yaşanan bu kriz, kendini Tarihin Sonu olarak sunmaya çalışan kapitalist sistemi köklü bir şekilde sarsmaktadır. Koronavirüs salgını dedikleri bela ister kendilerinin bilinçli bir şekilde ürettikleri bir salgın olsun, isterse yaptıklarına karşı doğanın kendisini savunma refleksi olsun, her halükârda kapitalist sistemi sarsmaktadır. Kapitalist sistemin bu salgını da kendi sistemini güçlendirmek ve toplumu daha fazla kontrol altına alarak maymunlaştırmak istediği açıktır. Yine bu temelde toplumu parçalarken bireyi ise daha fazla kontrol almaya çalışacağı da açıktır.
İşte tam da böyle zamanlarda gerekli olan daha güçlü bir iradeli duruşlardır. Çünkü artık kendilerini ilah ilan eden kapitalistlerin söyleyecekleri tek bir sözleri yoktur.
İflas etmiş, biçare, halden ve çaptan düşmüş kapitalist modernist güçlerin bu hallerine karşı tek alternatif, toplumsallığın gücüne inanan ve o temelde büyük bir iradi duruşla toplumsal, komünal değerlerini savunan güçlerdir.
Bu bilinçle, daha fazla toplumsallık diyerek daha kapsamlı ve derinlikli örgütlemelerle iradenin zaferini gösterme zamanıdır.

BENZER YAZILAR