HAYRİ ENGİN
Kurdun puslu havayı sevdiği söylenir. Puslu ve sisli havalarda göz gözü görmediği için, sızarak sonuç alma her zamankinden daha fazla mümkündür. Hele bir de kurtların gözleri ve hileleri keskin ise bunu başarmaları daha fazla mümkündür.
Ortadoğu kaosu bir adım daha öteye taşırıldı. 3.Dünya Savaşı kendi başına bir kaostur ancak kaosun da seviyeleri vardır. Öyle görüyoruz ki, 3.Dünya Savaşı’nda sona doğru giderken daha sert, çatışmalı ve kaotik ortamlar yaratılarak taraflar sonuç almaya çalışıyorlar.
Ortadoğu kaos ve krizini tırmandırmak için ABD, İran’ın en gözde komutanlarından olan Kasım Suleymani’yi katletti. Bu özü itibariyle İran-ABD çelişki ve çatışmasının ileriye taşınmasının ve yeni bir durum yaratmasının da adı oluyor.
Ortadoğu değişmiyor. Onca yönelime, saldırıya, yönlendirmeye rağmen değişmiyor ya da çok zor değişiyor. Buradaki kültür o kadar derindir ki, kapitalist modernist kültür yaptığı onca tahlil ve uygulamalara karşı istediği sonuçları alamıyor. Afganistan’a Sovyetleri çevreleme temelinde saldırma projeleri 1980’lerden önce başlayan projeler olsa da üzerinden tam 40 yıl geçmesine rağmen halen kapitalist modernist güçler açısından sonuç alınmış değildir. Bunu bildiklerinden ve gördüklerinden Afganistan savaşını Büyük Ortadoğu Projesine çevirdiler ve Fas’tan Pakistan’a kadar kaosu yayarak sonuç almak istediler. Bu projeyi gerçekleştirebilmek için DAİŞ gibi acımasız örgütler oluşturmalarına rağmen halen sonuç almış değiller. DAİŞ’i Ortadoğu’da bir Kemik Kırma Hareketi olarak en etkili bir şekilde kullanmalarına ve; Libya’yı, Tunus’u, Mısır’ı, Yemen’i, Suriye ve Irak’ı altını üstüne getirmelerine rağmen, Ortadoğu’yu istedikleri noktaya getiremedikleri gibi, her gün başka bir yerde başka çıkışlarla Ortadoğu kapitalist modernist güçleri şoke ediyor.
Önderliğimizin de ifade ettiği gibi onca aşıya rağmen, aşı tutmuyor, bilakis aşı ters etki yaparak Ortadoğu’ya bağışıklık kazandırıyor. Bu ise ya geri çekilmenin tartışılmasını ya da daha fazla şiddetin dozajını artırarak kaosu derinleştirme temelinde sonuç almayı getiriyor. Görülen odur ki, geri çekilme değil kaosu daha fazla derinleştirme temelinde sonuç alma hedefleniyor. Kasım Suleymani’nin en üstten bu biçimde hedeflenmesini bu gözle bakıp değerlendirmek gerekir.
Eğer durum bu ise o zaman Ortadoğu daha fazla karışacak demektir. Daha fazla çatışma ve çatışkı demek olacaktır. Daha fazla hem direkt hem de vekalet temelinde savaş yürütecek güçlerin hareketlenmesi olacaktır. Özcesi, Ortadoğu daha da bilinmez olacak, at izi it izi birbirine karışacak ve de göz gözü görmeyerek, Ortadoğu’da pus ve sis daha da koyulaşarak yoğunlaşacaktır.
Pusun ve sisin yoğunlaştığı havaları kurtların sevdiğini belirttik. Kurt tarzı siyaseti Ortadoğu’da en fazla yürüten güç ise TC devletidir. TC devleti ve ondan önceleri de İttihat ve Terakki ve Osmanlılar son iki yüz yıldır hep puslu ve sisli havalardan yararlanarak sonuç almayı hedeflediler. Ve bu bağlamda herhalde bölgemizin en ucuz ve beleş yaşayan gücü Osmanlılar ve onların devamı olan TC devleti olmuştur.
Dikkat edersek, daha dün Libya’ya asker ve çete taşırmak için meclisten tezkere geçirilmesine rağmen Kasım Suleymani’nin katledilmesiyle birlikte Libya’da ateşkes istemiş, Irak’a her türlü yönelime karşı olduğunu belirtmiş, İran ile ABD’nin barış temelinde sorunlarını çözmeye çağırarak, bölgenin en fazla kan dökücü olan devleti olmasına rağmen, bölgenin barış severi kesilmiştir. Hava puslu ve sisli, böyle havalarda kurt kendisini kuzu gösterebilir, katil ise barışsever olabilir.
Ancak biliyoruz ki, TC devleti karakteri gereği anti Kürt’tür, Kürt düşmanıdır. Ve özü itibariyle Kürt Soykırımını gerçekleştirme temelinde kurulan bir devlettir. Türk-İslam sentezi, Kırmızı Elmacılık, Kemalizm ve en son olarak da Yeşil Türkçülük ideolojileri hep Türkiye’de yaşayan halkların soykırımı üzerine bina edilmiş ideolojilerdir. Bunun böyle olduğunu Ermeni, Kürt, Rum, Süryan-Keldani, Alevi, Çerkez soykırımlarında gördüğümüz gibi diğer renkleri de kendisine katarak asimile etmesinden biliyoruz. Bu toprakların en kadim halklarını soykırımdan geçirerek köklerini kuruttular. Daha az sayıda olanları Türkleştirerek bitirdiler ve kendi kendilerine yabancılaştırdılar. Kürtleri ise onca katliam ve kırıma rağmen halen bitiremediler. Biliyorlar ki, Kürtlerin tümden soykırımdan geçirilememesi demek Alevi, Êzidî, Laz, Çerkes ve başka renklerin yeniden canlanması demek olacaktır.
Dikkat edersek TC devleti hep bir ortamını bulup Kürt soykırımını tamamlamak için fırsatlar kolluyor. 12 Eylül böyle bir ortamdı ve Kürtlere nasıl yöneldiklerini herkes gördü.
1990’lar Yeni Dünya Düzeni’ni oluşturma zeminiydi, nasıl yönelerek binlerce köy yaktıklarını da herkes gördü.
2011’de Ortadoğu’da dolasıyla da Suriye’de yaşanan kaostan yararlanarak nasıl saldırıya geçtiklerini bizler Kobanê’de, Afrin’de en son olarak da Girê Spî ve Serêkaniyê’de gördük.
Şimdi Kasım Suleymani’nin katledilmesiyle ortaya çıkacak kaotik ortamda bu kez Rojava’nın tümüne, Kuzey’e ve Güney’e daha fazla yönelerek Kürt Soykırımını sona doğru götürmek için son kozlarını oynayacaklardır. Buna Türkiye’deki iç karışıklıklar, ekonomik bunalım, Türkiye toplumun ruhsal ve sosyolojik sorunları, iktidar hırsızlık ve rant gerçekliğinin daha iyi görülmesi, kadına karşı şiddet ve gelişen her türlü dibe vurmaları da eklediğimizde, Yeşil Türkçüler ile Kızıl Elmacıların ortak bir şekilde daha fazla Kürt Soykırımını gerçekleştirmek için bu ortamın sunacağı avantajlardan yararlanmak için kollarını sıvayacakları açıktır.
Kurdun puslu ve sisli havayı sevdiği doğru. Peki böyle puslu ve sisli havalarda hep gözleri etrafını görmeyen koyun ve kuzu mu olunacak? Yoksa saldırgan ve kan emici olan Yeşil Türkçü faşistlere karşı uyanık bekçi misali kendimizi savunmak için daha fazla duyarlı mı olacağız? Duyarlı olma temelinde kurtların her türlü saldırısını geri mi püskürteceğiz? Yoksa kurbanlık koyun ve kuzu misali boynumuzu kesmeleri için uzatacak mıyız?
Zamanında büyük İngiliz yazar Shakespeare’in de dediği gibi; “To be, or not to be: that is the question.” Yani ”olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu” diyerek, bir an önce en ön saflara akarak, kurtların kan emici saldırılarına karşı mücadele ederek, özgür bir halk olma yolunda ilerleyecek miyiz? Yoksa, ”bu kaderdir” deyip yeniden daha büyük acıların yaşanmasına göz mü yumacağız?
Evet, tüm mesele budur. Özgür mü yaşayacağız yoksa köleler gibi yaşamaya devam mı edeceğiz?
Buna en önce doğru cevabı vermesi gerekenler hiç şüphe yok ki, Kürt gençleridir!
