Home TÜM YAZILARTARİH MAZDEK, BABEK, HÜRREMİZM VE EBU MÜSLİM HORASANİ

MAZDEK, BABEK, HÜRREMİZM VE EBU MÜSLİM HORASANİ

by rcadmin

Neolitik kültürün ana kaynağı olan Mezopotamya topraklarının Sümer devlet sistemince tehdit edilmesi karşısında halkların direnişleri tarihin en temel çatallaşmasını yaratmıştır. Bir yandan devletli uygarlık tarihi, diğer yandan demokratik uygarlık tarihi!

Günümüz insanlığının en çok borçlu olduğu komünal değerler bu direnişlerde yaşatılmıştır. İbrani kabilelerinin direnişi, İbrahimi dinlerin çıkışı, Zerdüştilik, Karmatilik, Haricilik, Alevilik ve daha yüzlerce aşiretsel, kavimsel, mezhepsel, felsefik hareketler baskı ve zulüm karşısında özgürlük hareketleri olarak çıkış yapmışlardır.

Bu görkemli direniş tarihinin Nemrutlar karşısındaki adı Hz. İbrahim, Firavunlar karşısındaki adı Hz. Musa olmuştur. Sonrasında Doğu-Batı hattında Buda, Tao, Konfüçyüs, Zerdüşt, Sokrates şahsında iradi ve ahlaki yükselişi görmekteyiz. Ardından, gericileşen Yahudilik karşısında gizli tarikatların en etkilisi Esseniler Hareketinin etkilemesiyle yoksulların kurtuluş umudu olma yolunda Hz. İsa tarih sahnesine çıkar. Bu tarihsel akış Mani dönemine gelindiğinde Esseniler, Buda ve Zerdüşt düşüncelerinin bir karması halini alır. Bu gelişme seyri, dini-kültürel etkilenmelerin düzeyini ortaya çıkarır ki hiçbir hareketin tek başına, saf olarak düşünülmemesi gerektiğini de açıklar.

Zerdüştilik İran-Sasani imparatorluğunun resmi dini haline getirilip iktidarın aracı derekesine düşürülünce buna karşı reform hareketleri baş göstermiş ve isyanların sebebi olmuştur. Bu temelde Mezopotamya topraklarının Zerdüştilik ve Hıristiyanlıktan sonra ilk büyük dini-felsefik-mezhepsel çıkışlar dönemi Mani ve Mazdek ile başlamış, İslamiyet dönemindeyse Babek ve Hallac-ı Mansurlarla devam etmiştir.

Mazdek isyanı tarihin tanık olduğu ilk komünalist hareketlerden biri olarak önemli bir yere sahiptir. Doğum tarihi tam olarak bilinmeyen Mazdek, Hamedan’lı olup 499 tarihinde katledilen reformcu bir halk önderidir. Mazdek geliştirdiği felsefik anlayış ile Zerdüşt rahipleri ile Sasani aristokratlarının ortaklığıyla bozulan toplumsal düzene karşı eşitlikçi, ortakçı ve özgürlükçü bir düzeni savunmuştur.
1-Mal ve servetlerin paylaşılması anlamında ortakçılığı
2-Kadın-erkek arasında eşitliği
3-İnsanlar üzerinde iktidar ve tahakküm kurulamayacağını savunmuştur.
Toprak sahibi Dikhan’lar ve tapınak topraklarının sahibi din adamları buna karşı hemen tavır almıştır. Her çağda olduğu gibi egemenlerin karalamasına maruz kalan bu düşünceleri çarpıtarak “Mazdek, kadınların da aynen servetler gibi ortak olması gerektiğini savunuyor” iftirasını ortaya atmışlardır.

Tüm saldırılara rağmen, Mazdek’in düşünceleri ve savunduğu toplumsal düzen anlayışının hızla toplum içinde kabul görüp yaygınlaşmasının en temel sebebi Mezopotamya topraklarında yaşayan halkların ortakçı yaşama aşinalığı ve o günkü koşullarda halen canlı olan köy komünlerinin varlığıdır.

Ne varki 499’da Mazdek tutuklanmış, taraftarları yenilgiye uğratılmıştır. İnanç kaynağı gereği şiddet karşıtlığını savunmuş -pasifist- olan ve devletin içine girerek reform çalışmalarına yönelen Mazdek ve taraftarları kendilerini korumayı başaramamış ve katliamdan geçirilmişlerdir.
Mazdek’in katledilmesinden sonra eşi Hürrem bu mücadeleyi yüklenmiştir. Mazdekizm Hürrem tarafından sürdürülmüş ve daha sonra Hürremizm adını alacak olan harekete de kaynaklık yapmıştır. Hürremizm, kökenleri Zerdüşti felsefeye dayanan özgürlükçü, eşitlikçi komünalist bir mücadele çizgisidir. Anadolu Aleviliğinin de temel çıkış kaynağıdır.

Mazdekilere karşı takibatlar Mazdek’in öldürüldüğü katliamla birlikte bitmemiştir. Bundan dolayı Hürremizm yayıldığı her yerde farklı adlar almış, bazen yer altına çekilmek zorunda kalmış ve kültürel olarak etkisini toplum içinde ve direnişlerde sürdürmüştür…

Mazdekten esinlemeli Hürremizm hareketinin gücünün zirvesine ulaşması Babek döneminde gerçekleşmiştir. 808 yılında Azerbaycan’ın Bezz bölgesinde bir isyan başlatmış olan Hürremi hareketin başında Cavidan bin Sehl bulunmaktadır. Cavidan’ın ölümünden sonra Babek Hürremi hareketin başına geçmiştir.

Babek hareketin güçlendirilmesi için gerekli tüm hazırlıkları yapar ve 816 yılında Bezz bölgesinde programının tebliğlerine başlar. Programı en sade haliyle eşitlikçi, ortakçı bir yaşam kurmaktır. Bu yaşamı korumak için bir nevi kurtarılmış alanlar yaratmanın mücadelesini başlatmıştır.

Babek genellikle Bezz karargâhından savaşları yönetse de birçok savaşa bizzat katılmıştır. Mücadeleyi yürüttüğü coğrafyanın niteliği ve kayıtlara düşen savaş sahnelerinden anlaşılmaktadır ki, özellikle dağlık araziyi iyi kullanarak yer yer pusu, sızma, baskın gibi gerilla tarzları ile başarılar elde etmiştir. Abbasi zulmünden bıkan Kürtler, Türkmenler, Farslar, Bedeviler, Ermeniler ve Gürcüler tarafından desteklenen Babek esas gücünü de buradan alarak savaşların galibi geliyordu.

Abbasiler 835’te Babek’e karşı saraydaki devşirme Türk komutan Afşin’i hazırlar ve Bezz üzerine gönderirler. Savaş birçok cephede yürür ve üç yıl boyunca sürer. Afşin orduları yenildikçe Halife destek gönderir ve en son Bezz kalesini kuşatmaya almayı başarırlar.

Kuşatma karşısında Babek kent halkının savaş bölgesi dışına çıkması için anlaşma önerir. Afşin bunu red edip üstelik Halifeden bir af belgesi isteyip ardından teslim olursa ancak o zaman bağışlanacağını söyler. Babek’in yanıtı kimsenin affına ihtiyacının olmadığı şeklinde olur ve bir yarma hareketiyle kuşatmayı aşıp Ermeni topraklarına doğru yol alır. Kaledeki halk-Müslümanlığı kabul edenler hariç-kılıçtan geçirilir.

Ermeni emirlerinden Sehl İbn-Sumbat, yanına sığınmış olan Babek’e ihanet eder. Babek Bizans topraklarına geçip gücünü toparlamak isterken onu oyalayıp bir komployla, yanındaki yoldaşlarıyla birlikte Abbasilere teslim eder.

Babek kendi döneminde kurduğu toplumsal düzenle eşitlikçi, ortakçı yaşamı hâkim kılmış ve ezilen bölge halklarının umudu haline gelerek 20 yıl sürecek olan isyanlara katılımını sağlamıştır. Fakat kimi yetmezlik ve hatalar bu büyük mücadeleyi kalıcı kılmanın önüne geçmiştir.
Birincisi; Devlet ve iktidar dışı olan toplumsal alanda eşitlikçi-ortakçı bir yaşamı savunurken devlet ve iktidar ilişkilerinden tümden soyutlanamamış olması, ideolojik ve stratejik olarak sistem karşıtlığını uzun vadeli başarıya ulaştırma şansının olmadığını göstermektedir. Taktik olarak ise dağlara dayandıkça savaşlarda başarılar elde ederken kaleye girip de kuşatmada kalınca yenilgi ile karşılaşması neredeyse kaçınılmaz olmuştur.

İkincisi; Diğer bölgelerdeki Hürremi hareket ve isyanları örgütleme ve birleştirme gücünü gösterememiş olmasıdır. Bunu başarmış olsa Abbasi zulmünü bertaraf etmesi mümkün olabilirdi.
Üçüncüsü; İslam dininin ve feodalitenin yaygınca geliştiği ve henüz rolünü tam oynamadığı bir döneme denk gelmiş bir isyan olarak karşı hamlesi objektif olarak dezavantajlı durumdaydı.
Dördüncüsü; İslam’ın yorumlanması, içtihat dönemi devam ediyor ve sistem kendini gerektiğinde düşünsel düzeyde esneterek sürdürme kabiliyetini gösterebiliyordu.

Beşincisi; Buna karşı Babek’in toplumsal düzeninin teorik-felsefik temellerini çok kapsamlı ortaya koyabilmesi gerekmekteydi fakat daha çok eylemsel yönüyle öne çıkmıştı.
Abbasi orduları zulüm ve vahşette sınır tanımıyordu. Bu durumda Babek ve halkı seçeneklerini ‘YA ÖZGÜRLÜK YA ÖLÜM’ biçiminde belirlemişti. Onlarınki bir yenilgi değil tarihe sökülmemecesine yazılmış bir özgürlük destanıydı.

Sonuçta dost bildiğinden gelen ihanet Babek’i dönemin Abbasi başkenti olan Samarra meydanına kadar getirmiştir. Samarra’da ölüme giderken bile Babek’in sergilediği tutum tek başına insanlığa bahşedilmiş çok büyük bir onur ve direniş mirası olmuştur. Af dilerse kurtulacağını söyleyen Halifeye karşı ölürken de diz çökmemiştir. Said Nefisi Babek’i anlattığı kitabında bu son anları şöyle hicveder:

“Mutesim onun ellerinin ve ayaklarının kesilmesini emretti. Onun bir elini kestiklerinde, öteki elini kana batırıp yüzüne sürdü ve yüzünü gözünü kanlı kıpkırmızı yaptı. Mutesim, ‘ey it bu ne iştir?’ diye sordu. Babek şöyle dedi: ‘… İnsanların yüzü, bedenlerindeki kan nedeniyle kırmızı oluyor. Kan bedenden akıp gittiğinde, yüz sararır. Bedenimden kan akıp gittiği zaman halk, ‘yüzünün rengi korkudan sararmıştır’ demesin diye yüzümü kana boyadım.”

“Ona acı çektirmek amacıyla Mutesim, cellada kılıcı onun iki alt kaburgasının arasından yüreğine sokmasını emretti. Bunu yaptıktan sonra, Mutesim’in emri üzerine onun dilini kestiler, onun vücudunu darağacına astılar. Başını Bağdat’a götürüp, köprü üzerinde bir ağaca taktılar. Sonra aynı başı, Horasan’ın kent ve kasabalarında dolaştırdılar. Nedeni ise şuydu ki; o, halkın yüreğinde kök salmış büyük bir nüfuza sahipti.
Babek’in son sözleri:

“… Bütün müstebidler (zalim hükümdarlar) gibi sen de yanılıyorsun. Çünkü benim destanım öyle bir destandır ki, ne Babek’le başlamıştır, ne de Babek’le bitecektir. Ey zavallılar, siz hiçbir zaman özgürlük yangısının ne demek olduğunu anlamayacaksınız. O dehşetli yangı ki, yüreği yakıp küle çeviriyor. Özgürlük, o ister tatlı olsun, isterse acı; yalnız oydu benim secdegâhım! Ve müstebid ki beni öldürüyor, o da hiçbir zaman anlamayacak ki, ölümü ile özgürlük fedaisi büsbütün yok olmuyor…” ,

Hürremizmin eşitlikçi ve özgürlükçü yaşam anlayışı Babek’in ölümünden sonra da yok olmamış ve Ebu Müslim Horasani şahsında yeniden direnişe geçmiştir.
Ebu Müslim Horasani’nin asıl adı Abdurrahman’dır. Çeşitli kaynaklarca 718 yılında geçmişte İran-Horasan’a bağlı olan bugün Afganistan sınırlarında yer alan Belh kentinde dünyaya geldiği belirtilmektedir. Emevi egemenliğine son verip iktidarın Emevi Hanedanlığı’ndan Abbasi Hanedanlığı’na geçmesine yol açan büyük ayaklanma hareketine liderlik eden Ebu Müslim, Abbasi devletinin kuruluş sürecinde de önemli roller üstlenmiştir.

Ebu Müslim’in temel özelliği muazzam bir birleştirici olması, örgütçü özellikleriyle temel ve tali çelişkileri halklara göstermesidir. Bunu büyük bir ustalıkla gerçekleştirmiş, Emevi zulmünden rahatsızlık duyan tüm kesimleri, aralarındaki çelişki ve çatışmaları bir kenara koymaya ve birlik olmaya ikna edebilmiştir.

Önderlik ettiği isyan hareketiyle Abbasi devrinin açılmasına yol açan Ebu Müslim katledildiği 754 yılına kadar yönetimini yürüttüğü Horasan eyaletinde ilginç bir biçimde adaletli ve eşitlikçi bir yaklaşımı esas almış kendisini Arap kabilelerinden çok mevaliye yani şu ya da bu nedenle İslam’ı kabul etmiş kavimlere özelde de Kürt kabile ve aşiret yapılarına dayandırmıştır. Birliklerini Kürt, Acem ve Türkler başta olmak üzere bölgenin Arap olmayan diğer halklarından oluşturmuş, Zerdüşti ve diğer inançtan insanlara saflarında yoğun olarak yer vermiştir. Onlarla eşitlikçi, adil bir ilişki içinde olmuş aynı haklardan yararlandırmıştır.

Ebu Müslim’in eşitlikçi alternatif yönetimini ve bunun güçlenmesini kendileri için tehdit olarak gören Abbasiler 754’te Ebu Müslim’i davet ettikleri Bağdat’ta sinsice hazırladıkları komployla katlederler.

BENZER YAZILAR

Yorum Yap