Home TÜM YAZILARSTÊRKA CIWAN Özel-Psikolojik savaş

Özel-Psikolojik savaş

by rcadmin

STÊRKA CIWAN

Özel savaş nedir?

Özel savaş, bilindik tüm savaşların dışında kalan bir tanımlamadır. Yani sıcak savaşı oluşturan çatışmalardan, cephe savaşlarından ya da işgallerden çok farklı bir savaş olmaktadır. Özel savaş özü itibariyle kitleye ve bireye yönelik ve onların davranışlarından hareketlerine kadar tüm yaşam alanlarını kontrol etmeye ve etkilemeye dönük yürütülen savaştır. Daha çok bireyi ve toplumu kontrol altına aldığı gibi nasıl düşünmesi, giyinmesi, konuşması kısacası nasıl yaşaması gerektiğine karar veren ve ona yönelik her türlü yöntemi kullanan savaş olmaktadır. Özellikle liberalizmin en çok kullandığı ve her koşul altında kültürel yozluğu bu sayede geliştirdiği de bir gerçek olmaktadır.
Özel savaşın en önemli ayaklarından bir tanesi kuşkusuz psikolojik savaş olmaktadır. Psikoloji anlam olarak davranış bilimidir. Yaklaşık 120 yıllık geçmişe sahip olan psikoloji günümüzde kendi başına bir bilim dalı olarak ele alınmaktadır. Psikolojik savaş olarak kullanılan kavram da; kitlenin ve bireyin davranışlarına yönelik yürütülen savaş olmaktadır. Daha da anlaşılır kılarsak; özel-psikolojik savaş kitle ve bireyde istenilen hareketlerin, düşüncenin gelişmesine yönelik birbirinden farklı yöntem ve araçlarla yürütülen savaştır.
Psikolojik savaş aslında çok da yeni bir yöntem değildir. Neredeyse toplumsallaşmanın ortaya çıkmasıyla birlikte kitle kontrol mekanizmalarının var olduğunu göz önünde bulundurursak, psikolojik kontrolün toplumsallaşmanın ve birey gerçekliğinin ilk oluşumundan günümüze değin sürdüğünü rahatlıkla söyleyebiliriz. Sümer rahipleriyle birlikte başlatılan çeşitli söylenceler ve mitoslar sonucunda kitle kontrolünün sağlanması, toplumsal evrelerin aşağı yukarı bütün aşamalarında kendisini daha da güçlendirerek ve bireyi-toplumu daha da kuşatarak gelişim sağlamıştır.
Özel savaşın hedefleri arasında toplumun kendisi yer almaktadır. Tabii toplumun içinde de; “ötekiler” diye de tabir edebileceğimiz kesimler, öncelikli hedef haline getirilmiş ve bunlara yönelik yürütülen saldırılarda bu kesimlerin kontrolünün sağlanması esas alınmıştır. Günümüzde dahi bu durum çok açık bir şekilde devam etmektedir. Toplumun kendisini potansiyel tehlike olarak gören özel savaş stratejistlerine göre toplumun içinde sömürülen, ezilen ve ötekileştirilen kesimin kontrolünü sağlamanın önemi tartışılmayacak bir boyuttadır. Bundan dolayı da birçok teknik ve imkanla bu kesimlere yönelik kontrol gücünü oluşturma, onları bir şekilde kendi çıkarlarına göre restore etme özel savaşın neredeyse var olma gerekçesidir.
Ayrıca özel savaş gerçekliğinde hedeflere yönelik geliştirilen çalışmalardan en önemlisi de bilgi karışıklığı veya bilgi kirliliği oluşturarak sonuca gitme olmaktadır. Bu yöntemi sadece iç düşmanlara değil, aynı zamanda dış düşmanlara yönelik de kullanmaktadırlar. Tabii bu yöntemi kullanmada en önemli merkezler basın-yayın kuruluşları, resmi yetkililerin açıklamaları ve birbirinden çok farklı görünen sivil toplum kuruluşlarının çalışmaları olmaktadır.

Özel savaş gerçekliğinde kuşatılmış birey ve toplum

Büyük bir çoğunluğuyla ideolojilerin yüzyılı olduğu da söylenen 20. yüzyıl bir bakıma özel savaşların da yüzyılı olmuştur. Özellikle 18. ve 19. yüzyıllarda toplumda burjuva elit kesimlerin hakimiyetinin çoğalması ve beraberinde getirdiği sanayileşmeye dayalı endüstriyel toplum yapılanmalarında, özel savaşın yeri gün geçtikçe daha da çok önem arz eder hale gelmiştir. Bu temelde özel savaşın, kapitalist toplum sistemine kan depoladığını ve onun oksijen tüplerinden biri olduğunu göz önünde bulundurmak, kapitalist toplum gerçekliğinde özel savaşın yeri ve konumunu anlamada doğru bir yaklaşım olacaktır.
Kapitalist toplumun en belirgin özelliklerinden birisi hiç kuşkusuz ki metalaşmaya dayalı ve kirli pazar ilişkilerinden oluşmuş bir yaşam anlayışının, tüm topluma ve bireylere empoze edilmesi olmaktadır. Böyle bir toplum ve birey, düşünmeden, sorgulamadan kopuşu sağlamış ve yaşam algılaması olarak da pazarda sunulan her türlü metayı almaya yönelik şaşılacak bir çaba içerisine girmiş ve kendisinin de bu pazarlarda en ucuzundan bir meta olduğunu göremeyecek kadar düşürülmüştür. Özellikle günümüz toplumlarında geliştirilen ulusçuluk ve milliyetçilik kavramlarının çarpıtılması, kontrol merkezleri veya güç odakları tarafından istenildiği şekilde topluma aktarılması ve bu doğrultuda oluşturulan hissiyatlarla toplum-birey ikileminin yönlendirilmesi öne çıkan bir diğer önemli husus olmaktadır.
İnsanın ve toplumun özgür düşünceye, eyleme ve yaşama böylesi bir sistem içerisinde sahip olduğunu düşünmek gerçekten de son derece iyi niyetli bir yaklaşım olduğu gibi gerçeğin görünmemesinde ısrarın da anlamı olmaktadır. Bu olgu üzerine çeşitli hikayeler de anlatılarak, özel savaş gerçeğinin nasıl insanı içten içe yok etmeye başladığını ifadeye kavuşturmaya çalışan kesimler de vardır.
Örneğin kurbağanın hikayesi; kurbağa kaynar suya atılırsa, duyduğu acıdan ve rahatsızlıktan dolayı bir refleks gösterir. Fakat aynı kurbağa soğuk suya konulduğunda buna yönelik herhangi bir tepkisi olamaz. Hatta bu durum biraz da onun hoşuna gider. Sonrasında bu su yavaş yavaş ısıtılmaya başlandığında yine kurbağanın herhangi bir tepkisi olmaz. Suyun ısınmasıyla birlikte kurbağanın da hücrelerinin pişmesi gelişir. Yani artık tepki verecek konumda olamayacak bir duruma getirilmiş olur. Bu anlamda denilebilir ki; kapitalist sistemin günümüzdeki yeri kaynayan su olmakta, bu sistemin yarattığı birey ve toplum da bu suyun içinde kaynatılmaktadır.

Basın-yayın ve kitle iletişim araçları

Teknolojik gelişimlerde yaşananlar da insanı soğuk suyun içerisinde hissettirmeden kaynatma aşamasına getirerek, tepkisini kırmayı sağladığı gibi onun bu durumdan hoşlanmasını beraberinde getiren bir durum günümüz dünyasında yaşanılır olmaktadır. Pazar ilişkisi olarak ele aldığımız sistem gerçekliğinde bu olgular üzerinde en çok etki sağlayan ve sistemin açık bir silahı olarak kullandığı reklamcılık gerçeği de çözümlemeyi gerektirmektedir.
60’lı yılların sonlarından itibaren geliştirilen teknikler sayesinde günümüzde birçok dizi, sinema, programlarla insanlar bir bütün olarak uyuşturuluyor, sahte özgürlük anlayışları, sahte yaşam arayışları bu yayınlar aracılığıyla ulaşılması gereken bir hedef olarak toplumlara ve bireylere empoze ediliyor. Bunun yanı sıra toplumun birçok kesiminde çeşitli nedenlerden dolayı yaşanan travmatik durumlar, yine bu yayın çizgisinde kendisine genişçe yer buluyor ve kitlelere bir nevi, “bakın sizden daha da kötüleri var, her koşul altında memnun olun” gibi bilinçaltına yönelik mesajlar verilmektedir. Ayrıca bu araçlar sayesinde yönlendiren toplumda, sahte ve çarpık sevgi anlayışına yönelik güçlü imlemeler kullanılarak, toplumsal anlamda bunların etkisinde kalmış ya da şekillendirilmiş ilişki ağları genişletilmektedir.

Kadınların üzerinde uygulanan özel savaş

Rêber APO’nun da sıkça belirttiği gibi “beş bin yıllık erkek egemenlikli sistemin bütün iktidar ve tahakküm araçları, kadını ezmeye ve sömürmeye dayalı olarak” gelişmiştir. Çok iyi bilindiği gibi toplumsallaşmanın ilk nüveleri kadın eksenli anaerkil düzene dayalı olarak gelişmiş ve kadın öncülüğünde gerçekleşen devrimsel gelişmeler, günümüz toplumlarının ilk prototiplerini açığa çıkarmıştır. Tabii sonraki dönemlerde tanrı krallar, rahip ve askeri şeflerin öncülüğünde toplumsal düzende büyük değişiklikler ortaya çıkartılmış ve anaerkil düzene sahip olunan toplumsal yapılanmaların yerlerine, erkek egemenliğine dayalı toplum gerçekliği ortaya çıkmış ve günümüze kadar gelişimini sürdürmüştür. Böylelikle çok rahat bir şekilde ifade edebiliriz ki; erkek egemenlikli toplumsal yapının kendisi oluşumundan günümüze kadar geçirmiş olduğu tüm evrelerde kadına yönelik hem kaba anlamda hem de inceltilmiş politikalar bağlamında sürekli bir saldırı halinde olmuş, kadının düşürülmesi ile kendisine yaşam alanları oluşturmaya çalışmıştır.
Geliştirilen toplumsal örüntüde eskiye ait (doğal olarak kadına ait) ne varsa inkar edilip, çeşitli söylencelerle çarpıtılmış ve sonraki dönemlerde geliştirilen dini formasyonlarla kadını düşürmeye, köleleştirmeye yönelik aklın sınırlarını zorlayacak yalanlar, hileler bu beş bin yıllık tahakkümcü zihniyet tarafından her fırsatta acımasız bir şekilde açığa çıkartılmıştır. Böylelikle öteden beri her türlü zorbalığa, gaspa ve hem genel hem de özel anlamda her türlü saldırılara maruz kalan kadın, kapitalist sistem gerçekliğinde ve onun özel savaş uygulamalarında en amiyane tabirle meta olmanın ötesinde bir anlamı taşımamıştır. Kadına yönelik yürütülen bu saldırılar öteden beri yaşamın her alanında çok farklı biçimlerde ve düzeylerde sürdürüle gelmiştir.
Önderliğimizin de vurguladığı gibi “toplumların düşürülmesi, köleleştirilmesinde kadının köleleştirilmiş ve düşürülmüş olması” gerçekliği çok yakıcı bir şekilde gözler önüne serilmektedir. Kadını bir et yığınına dönüştüren bu toplumsal gerçeklikte ve özel savaş uygulamalarında kadına yönelik yürütülen politikalar ve bu eksende geliştirilmek istenen toplum ve birey, etik ve ahlaki yoksunlukların içinde maddi güdülerin tesirinde bırakalım özgürlüğü, en berbat düşürülmüşlüğü ve köleliği yaşamaktadır.

Gençliğin üzerinde uygulanan özel savaş

Kadına yönelik geliştirilen özel savaş uygulamalarında da ifade etmeye çalıştığımız gibi ataerkil toplum yapılanması bir yönüyle de jerontokratik (yaşlıların iktidarı) bir yapılanma olmaktadır. Bunun da anlamı; gençliğin denetime alındığı, kontrol altında tutulduğu bir toplumsal yapılanma olmaktadır. Böylesi bir toplumsal yapılanma öteden beri devam ederek, kendisini birçok varyasyonlara uğratarak günümüze kadar gelmiştir. Fakat tüm bunlara rağmen toplumsal evrimlerin her aşamasında yaşanan birçok rahatsızlıkta her zaman ilk eyleme, harekete geçen kesim yine de gençlik olmuştur. Bundan dolayı da yönetenler tarafından, ilk elden felç edilmeye çalışılan toplumsal kesim her daim gençlik olmuştur.
Bu durum özellikle ulus-devlet yapılanmalarının ortaya çıkmasından bu yana daha da artarak devam etmiştir. Toplumsal alanda yaşanan her hareketlilik ve çatışmalarda gençlik tetikleyici bir dinamik olarak rol oynamıştır. Bundan dolayı da egemenler tarafından, gençliğin üzerinde sayısız özel savaş uygulamaları yürütülmektedir. Bu durum bir bakıma; gençliğin gelecek olmasından dolayı, geleceğimizin özel savaş bataklığında kurutulmasına yönelik yürütülen çalışmalar da olmaktadır. Gençliğin üzerinde uygulanan özel savaş uygulamaları dendiğinde; akla elbette ilk başta eğitim sistemi gelmektedir. Bütün egemenlerin ortak bir mantık yürüttüğü bu çalışmada; eğitim sisteminde gençliğe hep ezbere bilgiler, şoven duygular aşılanır, bunun yanı sıra da verilen eğitim sisteminde birçok gerçek hem tarihi anlamda hem de güncel anlamda çarpıtılarak verilir. Burada ulaşılmak istenen sonuç ise yaratılacak gençliğin hem sorgulaması, hem de düşünebilmesi gibi yetilerinin köreltilmesi olmaktadır. Önceki kuşaklarda gençlik eylemliliğiyle, hareketliliğiyle bu yönelimleri fiili anlamda başarısız kılıyordu. Özellikle 68’ kuşağı dediğimiz dönemlerde tüm dünya genelinde gençliğin devrimci bir eylemlilik içinde olması, kapitalist sistemin yaşadığı en büyük tehlikelerden bir tanesiydi. Tabii yaşanan bu süreçlerin ardından kapitalist sistemin gençliğe yönelik yürüttüğü bu çalışmalar daha da hızlanmış ve derinleştirilmiş bir şekilde devam etmektedir.
Gençliğe yönelik yürütülen çalışmalardan bir diğeri de; daha öncesinden de ifade etmeye çalıştığımız gibi popüler kültür ve sanat anlayışının çarpık gerçekliğini gençliğe yedirmeye yönelik yürütülen çalışmalar olmaktadır. Bu çalışmalarda da bir hayli etkili olan sistem, özellikle müzik gibi kitlelere yönelik hitap eden alanlarda gençlik üzerine ciddi tahribatları ortaya çıkartan uygulamalarını geliştirebilmektedir. Metal, Rock, Punk, Hip-Hop vs. gibi birçok farklı varyasyonları ortaya çıkartan, özünde ise bunların çıkış noktaları olan isyancı ruhunu ve başkaldırı özelliklerini çarpıtarak, her birini magazinsel formatlara büründürerek, çarpık anlayışların ve taklit edilmişliğin tavan yaptığı bir gençliğin ortaya çıkması hedeflenmiştir. Bu anlamda da sistemin istediği sonuçlara yakın bir duruş, özellikle son dönemlerde gençlik üzerinde hakimiyet kurmaya başlamıştır. Toplumda sistemi en çok tehdit eden kesim gelecektir, yani gençliktir. Bundan dolayı da egemenlerin gençliği ya da geleceği etki altına almaya çalıştığını ve bu yönlü çok farklı çalışmaları yürüttüğünü bir an dahi akıldan çıkarmamak gerekiyor.
Aslında özel savaş uygulamalarının her biri ilk elden ve en etkili bir biçimde gençlik üzerinde yürütülmektedir. TV’deki dizilerden tutalım, çeşitli programlara kadar ve hatta birçok spor karşılaşmaları ve ortaya çıkardığı fanatize olmuş düşünce ve yaşam tarzı, gençlik üzerinde uygulanan bilinçli çalışmalara birkaç örnek olmaktadır. Eğitim sisteminden başlayarak, gündelik yaşamın birçok alanında yürütülen bu çalışmalarla yaratılan gençliğe baktığımızda; bunları sorgulamayan, olduğu gibi kabul eden hatta bunların hepsini modernize olmanın bir gereği olarak algılayan, böylelikle düşünce, ruh ve duygu dünyasında oluşan girdapları çözemeyen, çözemediği gibi ne dününü arayan ne de yarınını yaratmaya çalışan bir gençlik duruşu, potansiyelinden uzak ve eylemlilikten ziyade verilenleri olduğu gibi kabul eden bir duruşu yaşamaktadır. Yine bunların yanı sıra gençliğin üzerinde uygulanan bir diğer önemli özel savaş uygulamalarından bir tanesi de; ahlaki çöküntünün yoğun bir şekilde yaşatılması ve bununla bağlantılı olarak, gençliğin içerisinde uyuşturucunun ve fuhuşun bir yaşam adaptasyonu gibi derinleştirilmesi söz konusu olmaktadır.
Günümüz dünyasında gençliğin her ne kadar tamamı olmasa da büyük bir çoğunluğunda, yürütülen bu politikalardan kaynaklı özüne ters düşmüş ve geleceğini yaratma kaygısı taşımayan, yaşamı sorgulamayan, toplumsal statüsünü ve kimliğini oluşturmaya yönelik ciddi reflekslere sahip olmayan bir gençlik yapılanmasının var olduğunu belirtebiliriz.
Bu saldırılar karşısında başta Kürt gençliği olmak üzere, toplumun hemen hemen hepsi bu saldırıların yürütüldüğü mantıksal örüntüyü çözebilmeli, kendisini ve toplumunu bu saldırılara karşı daha etkin koruyabilmelidir. Bunun da temel formülasyonu toplumsal kimliği, kültürü ve özgürlüğünü, yani kısacası kendisi olma iddiasını örgütlü zeminlerde ve yapılanmalarda daha da geliştirmektir. İçinde bulunduğumuz çağın gereklerinde nasıl ki sistem tarafından kendi politik çıkarları için bu saldırılar yürütülüyorsa, Kürtler ve Kürtlerin geleceği olan Kürt gençliği için de örgütlü yapılanmalarda kimlik ve kültürel gerçekliğini savunmaya, toplumsal yaşam alanlarını ve haklarını korumaya yönelik mücadele yürütmesi ve yürüttüğü mücadelenin ortaya çıkardığı değerlerde özgürlüğünü oluşturmaya her şeyden daha çok ihtiyacı bulunmaktadır.

BENZER YAZILAR