RÊBER APO
Şehide, şehidine hakkını vermeyenler parti gerçeğimizin de sağlıklı bir militanı haline gelemezler
Çağdaş dünyamızın 1 Mayıs geleneğini iki bine beş kala yaşamaya, değerlendirmeye ve emekçiler içinde mücadele ve dayanışma günü olarak kutlamaya çalışırken; bunu partimizin sosyalist mücadele gerçeğinde görmek, göstermek güncel anlamda da büyük önem taşıyor. Emekçilerin, ezilenlerin, sömürülenlerin, hiç şüphesiz bir dünyası, bir dünyaya bakış açıları, çıkarları, ona dayalı dayanışma, örgütlenme ve mücadeleleri, tarihin başlangıcından beri sürüp gelmektedir. Sosyalizm mücadele tarihi, insanlık var oldukça, böyle devam edip gidecektir. Oldukça bilimsel bir temele kavuşan bir insan toplumunun yaşamı, günümüzde de büyük çelişkiler içinde çalkalanmaktadır.
Görülüyor ki, emekçilerin bu 1 Mayıs dayanışma ve mücadele günü her zamankinden daha fazla bir sosyalist ufkun, umudun ve onun programını, pratik-politik olarak da taktiklerinin geliştirilmesi üzerine bizi oldukça düşündürüyor. Partimiz PKK, bu konuda şanslı bir durumu yaşıyor veya oldukça bilinçli, çabalarıyla bugünü anlamlı bir biçimde karşılıyor. Hatta denilebilir ki, en başarılı bir biçimde karşılayan bir parti oluyor. Buna dayanarak önümüzdeki sürece en iddialı, umutlu yaklaşılabilir ve pratikte yürüttüğü, insanlık dışı özel savaşa karşı da insanlığın en soylu, kutsal devrimci savaşımını geliştirebilir. Yaşanılan süreç; hem umutta, iddiada, ruhta bir büyük gelişme, hem de pratik-politikada başarılması gereken devrimdir. Bunun heyecanı, kendi başına militanı canlandırmaya ve büyük oynamaya götürmeye yeterlidir.
Şehitlerin anısına verdiğimiz doğru karşılık
Mayıs şehitleri ayı ve 18 Mayıs Şehitler Gününde tüm şehitlerimizi saygıyla anarken, bütün gücümüzle anılarının gereklerini yerine getirmesini bilmeliyiz.
Hareketimizin ilk grup aşamasında ve kendini yaşama çekerken hiç beklemediğimiz, sonuçlarını düşmanın da, bizim de kestiremediğimiz gelişmeler ortaya çıktı. Dikkatlice ele alınmasaydı, gerekleri yerine getirilmeseydi tarih bambaşka olurdu. Ve öyle inanıyoruz ki doğru ele almamızla birlikte tarihin seyrini değiştirmeye çalıştığımız başta Haki Karer yoldaş olmak üzere ve ardı sıra gelen tüm şehitlerimizin anısına verdiğimiz doğru karşılıkla yaşam kavgamıza, onun olağanüstü özgürlük atılımlarına ve günümüzde de çok yoğunca yaşadığımız savaş gerçekliğine ulaştık. Kısmen de olsa onları saygıyla anabilme ve emrettiklerinin gereklerini yerine getirebilme görevlerimize sahip çıktığımızı söyleyebiliriz.
Mayıs ayı hamle ve şehitlerin anısına bağlı olmanın ayıdır
Mayıs ayının şehitler ayı olduğunu biliyoruz ve gerçekten anılarına büyük değer biçtiğimiz Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Yusuf Aslanların idam edilişlerinin 20. yılına girilmiştir. Parti tarihimiz kadar bir anma yıl dönümüdür ve idam sehpalarında genç, sosyalizme inanmış kahraman devrimcilerin “yaşasın Türk ve Kürt halklarının savaşı, mücadele birliği” diye, idam sehpasına tekmeyi salladıkları gündür. Böylesine şehitlerin anısına bizim vereceğimiz en iyi karşılık, bunların uğrunda savaştıkları halkların kurtuluşuna, bir yirmi yıla PKK gibi mücadele örgütünü sığdırmak olmuştur.
Mayıs ayı en çok şehidin mevcut olduğu, sanırım şimdiye kadar her gününe bir şehit değil, bu ayın belki de her saatine bir şehit sığdırdığımız bilinir ve biz de bu şehitler ayı anısına bağlı olarak işlerimizi en sağlam bir hamlenin gereği olarak yürütürüz. Mayıs ayı bizim hamle ayıdır, şehitlerin anısına bağlı olmanın ayıdır. Ve hepsi de görkemli hamlelerle karşılanır, biz bir çok şehide söz verdik. Davamızı yaşatacağız diye söz veriyorsunuz, bu tamamen kesintisiz giderek büyüyen, savaşan bir örgütle mümkündür. İşte biz bunu mümkün kıldık. Söze bağlı olmak basit değil. Bize inanarak şehit düştüler. Denizler, Türkiyeli sosyalistlere, Kürt sosyalistlerine inanarak idam sehpasına cesur çıktılar, cesur şiar attılar, tekmeyi savurdular idam sehpasına. Çıkarılacak tek sonuç bu cesarete karşılık vermektir.
Bir çok devrimci bu anılara bağlı olmanın gereği olarak örgüt de kurdular, ama hiçbirisi bizim kadar layık olmadı, hiçbirisi bizim kadar bunların savaş şiarlarına işlerlik kazandırmadı. Bu da bir gerçektir ve çok önemlidir. İdam sehpasında can vermek deyip geçmeyin ve bazı şiarlar atıldı deyip geçmeyin, onlar büyük eylemlerdir. Her zaman Büyük saygıyla anılması ve gereklerinin yapılması gereken eylemlerdir, kişiliklerdir. Bu çok önemlidir. Bizim en büyük değerlerimizden birisi de şehitlere gerçekten böyle layık olmasını bilmektir.
Haki Karer’in şahadeti olmasaydı PKK’nin ilanı aklımıza gelmezdi
Adım gibi biliyorum ki, eğer bu 18 Mayıs günü Haki Karer yoldaşın şahadeti gerçekleşmemiş olsaydı biz PKK’nin ilanını aklımıza fazla getirmezdik. Ciddi bir partiye gitme gereğini bir borç olarak gündemimize koymazdık. Kendimizi silahlı savaşıma biraz daha yaklaştırmazdık. En önemlisi de yaşamımızı ciddi, giderek daha fazla devrimin yoluna koymaya seferber etmezdik. Bu şahadet bizim karşımıza şunu çıkardı; ya düşmanın ve işbirlikçilerinin bekledikleri gibi sineceksin ve köşeye çekileceksin, ya da şehidin kanını büyük bir mesele yapacaksın; onu doğru değerlendirmek kadar, intikam yemini yapacaksın ve gerekleri neyse onu yerine getireceksin. Biz bu ikilemden sonuncusunu tercih ettik. Doğru değerlendirmeyi geliştirmek kadar, intikamını mutlaka almamız, ürkütücü bir devlet de olsa, çok aşağılık bir işbirlikçi –ki biraz öyle karşımıza çıkarıldı- veya birileri de olsa peşini bırakmamamız gerektiği, bu temelde yürüyüşün bizi gerçeklerimizle çok çarpıcı bir biçimde karşı karşıya getireceği, bir teorik yetersizlik varsa bunu bu yürüyüşle giderebileceğimizi yine pratik savaş sorunlarımız varsa bu pratiği, bu savaşçı intikam pratiğini gerçekleştirmekle hal edebileceğimizi görüyorduk. Veya ısrarlı takibin bu konuda bize başarının yolunu açacağına inanıyorduk.
Bir de bu anlamda PKK tarihine anlam vermek gerekiyor. Bence PKK tarihinin en çarpıcı anlatımı, şehitler dizisinin anlatımı biçiminde olmalıdır. Kendi yaşamımdan ve kendi pratiğime yol açmam ve yön vermemden iyi biliyorum ki, ben şehitleri esas aldım. Tek tek ele alıp bugüne kadar getirebilirim. PKK’nin direniş çizgisi nasıl bir şehitler çizgisidir? PKK’nin savaşçı çizgisi nasıl bir şehit-intikam çizgisidir? PKK’nin düzeltme, kendini özeleştiriye tabi tutma çizgisi, şahadeti düşünürken nasıl içine düşülen hata ve yetmezlikleri düzeltme çizgisidir? Bunu çok çarpıcı bir biçimde iç içe oldukça organik bağlantılı olarak gösterebiliriz. Hele PKK günümüzdeki kitleselliğini ve on binlerce katılımını yaşarken özlü olmak kadar, özlü olmayan, sığ ve çok yüzeysel, çok tortu düzeyinde katılımları da yaşamış iken, şehitler çizgisinde büyük ısrar, gerçek PKK’yi ortaya çıkaran çalışmayı kavramada büyük ısrar ve bu konuda tavizsiz davranmak tüm gelişmelerin ve bundan sonrasının sağlam götürülmesinin özüdür.
Direnişçi yaşama, kahramanca yaşama değer veriyorsanız, Hayrilerin, Kemallerin, Mazlumların, Dörtlerin ve daha sonraki şehitlerimizin yaşamlarını anlarsınız. Bu sizi partiyle, devrimle doğru temellerde bütünleşme içine koyar.
Dörtlerin direnişi de büyük bir direniştir, o da tarihin ender direnişlerinden birisidir. Mazlum, Ferhat, Hayri, Kemaller’in soylu direnişleri, direnişin en doruk noktasıdır.
PKK şehitleri belki de insanlığın en köklü şehitleri olarak da düşünülmeye değerdir
Demek ki, partileşmede şehidi ve ilk şehidi anlamak, gerekeni yapmak çok önemli bir rol sahibi olmaktır ve tarih bu partileşme çabamızı da denilebilir ki, bir yılbaşı gibi anlam kazandırdı. Ulusal tarihin en temel bir kilometre taşı olarak yerini buldu.
Şehidin anısında ısrar, gerekeni yapmak, daha sonraki bütün şehitleri bağladığı gibi, yaşayanlara da kesin yaşam çizgisi haline getirildi ve bu eşittir savaş çizgisi. Halk savaşı çizgisine kadar da taşırıldı. Şehitlere böyle bağlanmasını bilmeyenler, kesinlikle saygısız oldukları gibi, onlar asla saygıdeğer kişilikler haline gelemezler.
Şehide, şehidine hakkını vermeyenler, onların anısını esas alıp yaşamını düzenlemeyenler, parti gerçeğimizin de sağlıklı bir militanı haline gelemezler.
Düşünün ki, bizim bir şehit için yaptığımızı, sizlerin yanı başında, hatta sorumluluğunuz altında binlercesinin yaşandığını düşünürseniz ve anılarına tek tek sağlam bir karşılık vermediğinizi göz önüne getirirseniz, kendi kişiliksizliğinizi ve partileşmeyen kişiliğinizin bir önemli nedenini daha bilince çıkarmış olursunuz. Şehide hakkını verseydiniz eminim ki, şu andaki değerlendirmeleri yapmazdınız. Oldukça parti kişiliğine uymayan, saygısını esas almayan bu yaklaşımları sürdürmezdiniz. Bu kadar şehidi yüreğine sığdıranlar, kesinlikle bu kadar yetersizlikleri sergileyemezler.
PKK şehitleri belki de insanlığın en köklü şehitleri olarak da düşünülmeye değerdir. En temel bir hatanız, şehidin anlamını PKK gerçeğinde hakkıyla bilince çıkarmama, gururunuza sindirememenizdir. Bir çok konuda olduğu gibi, bu konuda da kendinize göre bir tarz seçmişsiniz. Eğer doğru alacaksanız, ciddi olarak kendinizi parti gerçeğinde adeta bıçağa yatırır gibi yatırmak ve sağlığa kavuşturmaktır. Savaş çizginizde yine bütün bu yetmezliklere neşter vurup, son vermek, ancak böylelikle şehitlere bağlı olmak mümkündür ve bu da kişinin kazanım gücüdür.
Şehitlerine saygıyı böyle anlamlaştırmayanlar, ağzıyla kuş da yakalasalar bu davada fazla anlam, değer ifade etmezler. Sayılarını hatırlamada güçlük çekiyorum. Ve hatta öyle değerli şehitler var ki, çoğunun adını bile bilmiyoruz. Ve belki de bazılarını bilemeyeceğiz. En önemlisi, her birisi için neredeyse bir kitap yazılması gereken şehitler, neredeyse hafızalardan silinip, gidecek. Buna bir çare bulmak gerekir. Bu çarenin de en başta geleni, yenilmez bir parti ve onun savaş çizgisi olduğu kadar, onun sağlam militan güvencesini kişiliğimizde gerçekleştirmektir.
Şehitlerin huzurunda başka tür eğilimin, huşu getirmenin ifadesi olamaz. Mutlak şehitleri doğru anlayıp bilmemiz gerekir.
Rêber Apo’nun 1990-’96 yılları arasındaki Mayıs çözümlemelerinden derlenmiştir