Şehit Karasungur Andok

HÜSEYİN ARTOS – STÊRKA CIWAN

Onur, Kürt’ün diğer adıdır. Dağlara yaslanarak tarih yazan, tarihini dağların kucağına nakşeden tarihin çocuklarıdır Kürtler. Ne zaman bir saldırı olsa, saldırı nereden ve nasıl gelirse gelsin ana kucağı misali ilk yurdu dağlara döner yönünü, orda nefes alır, yiğitliğini, destanını, zulme karşı başkaldırısını orda örgütler.. Ondandır ki Kürtlere ‘Dağlar ülkesinin çocukları’ derler ya…

Öyle bir yuvadır ki Kürdistan, orada atılmıştır insanlığın ilk tohumları, ilk uygarlık, ilk toplumsallık, eşitlik, adalet ve kardeşlik. Kürdistan demek aynı zamanda nefes kesen güzellikler ülkesi demektir. Tarihin tozlu sayfalarına bakan herkes insanlığa en güzel, en nadide armağanların yurdu olarak görür cennet parçası Kürdistan’ı.

İnsan doğduğu toprağa benzer derler. Yaşadığı tarihin ta kendisidir insan.

İnsan doğduğu toprağa benzer derler. Yaşadığı tarihin ta kendisidir insan. Ya asil, onur dolu, dipdiri, capcanlı bir yürek olmak düşer yiğide ya da kötülüğün kol gezdiği dünyada yapayalnız bir hiçlik. İşte böyle bir dünyaya doğdu Muhammed Ali Açıkgöz, diğer adıyla Karasungur Andok Yoldaş.. Doğduğu toprakların tarihi alnına kazınmıştı adeta. Gözlerindeki ışıltı zamanın derinliklerinden gelen güneşin damlacıklarıyla bezenmişti. Hamikan köyünde dünyaya gelen Karasungur Yoldaş, ilkokul üçüncü sınıfa kadar burada kalır. Daha küçük yaşta canlılığı ve hareketliliğiyle yaşıtlarından farklıydı. Bu özelliği herkesin dikkatini çekiyordu. Ama Kürdistan’daki her çocuk gibi hayat O’nun da çocukluğunu yaşamasına izin vermez. Bakışları çocuk kalır ama, yüzleri erken büyür. Sanki tarihin ağır yükü, onca acı, onca katliam gelip çocukların yüzüne nakşolur. Bundandır ki Kürt çocukları daha küçük yaşta olgunlaşırlar. Herkesin Oktay olarak seslendiği Karasungur arkadaş da o çocuklardandır. Hele bir de ana sevgisi yok mu, işte onu Oktay’a sormak gerek. Ana en değerlisidir varlıkların. En güzel gülüşler en tatlı dokunuşlar hep anaya doğrudur, anadan gelendir. Bunu belki de en iyi Oktay bilir, ondandır ki en tatlı gülüşlerini hep anasıyla yaşamıştır. Toprağına anası gibi bağlı olması da bundandı işte. İlk okulun daha 3. sınıfındayken yolu Karakoçan’a yani Dep’e düşer. Dep, nice yiğitlerin meskeni.. Nice kahramanlar, nice güzel insanlar doğurdu Dep. Saymakla bitmez.

Sömürgeci eğitim kurumlarında liseye kadar okur. Doğup büyüdüğü yer olan Karakoçan sömürgeciliğin ağır etkisi altında ezilen, yabancılaşmanın, bastırılmışlığın had safhada olduğu bir yerdir. Ailesinin yoksul olması, onu hayatın gerçeğiyle erkenden tanışmaya götürmüştü. Ancak kişiliğinde asıl derin etkiyi yapan yurtseverlikti. Yiğitler yatağı olarak da bilinen Karakoçan’da hele hele Mazlum Doğan’ın yurdunda doğmak, içtiği sudan, aldığı nefesten etkilenmemek olmazdı. Oktay da bu derin tarihi mirasla şekillendi elbette. Ortaokul ve lise yılları Karasungur arkadaşın kanının kaynadığı yıllardır. Arayışlarına yön veren bir tarihi olduğunu asla ve asla unutmadı. Kürt Özgürlük Mücadelesi’yle daha çocuk yaşlardayken tanışması, babasının siyasi çalışmalarda bulunması O’nu erken yaşta olgunlaştırdı, yurtsever bilinçle donanmasını getirdi. Düşman da şiddetini git gide arttırıyor, aileyi baskı altında tutuyordu bu dönemlerde. Babasının siyasi çalışmalarından dolayı gelişen Türk devletinin baskıları sonucu, Karasungur arkadaş daha 18 yaşındayken, 2005 yılında babası yönünü Avrupa’ya çevirmek zorunda kaldı.

Hep isyan vardır gözlerinde; baskıya isyan, zulme isyan, sömürgeciliğe isyan, kimliksizliğe isyan, isyan isyan…

Artık hayatın ağır yükünü kaldırmak durumundadır. Genç yaşına rağmen tek başına sömürgeciliğin özel savaş merkezi olan, yutma kapanlarıyla dolu bir bataklığı andıran İstanbul’a gider. Girişkenliği, çalışkanlığı, iş bitiriciliği ve çevresinde sevilen özellikleriyle yaşamına hızla çeki düzen verir. Girdiği her işte kazanmak ve başarmak onun ilk adı gibidir artık. Ancak para kazanmak yetmemektedir. Hem ülkesinden uzakta olmak hem de ailesinden ayrı kalmak ağır gelir Oktay’a ve Kürt’e kader diye kabul ettirilen göç yollarına bir kere daha düşer ve Avrupa’ya ailesinin yanına gelir. İstanbul’dan bilir gurbetliğin ne demek olduğunu. Senin olmayan topraklarda kendin de olamazsın derler ya, Karasungur arkadaş bunu tıpkı adı gibi işlemiştir yüreğine. Ve duramaz yerinde hızla halk çalışmalarına katılır. Bir teselli gibidir aynı kaderi paylaştığı, aynı duyguları yüreğinde taşıdığı insanlarının arasında olmak. Çalışır, çabalar. Sevdirir kendisini insanlarına ama kök tutmaz bu yabancı topraklarda. Asidir çünkü Karakoçan yiğitliği. Dizgine gelmez. Hep isyan vardır gözlerinde; baskıya isyan, zulme isyan, sömürgeciliğe isyan, kimliksizliğe isyan, isyan isyan…

Daha fazla dayanamaz Karasungur yoldaş kokusuz, renksiz, duygusuz, tatsız Avrupa toprağına ve yüreğinin attığı topraklara geri döner 2013 yılında. Döner dönmesine ama Kürdistan çok geçmeden barbarların, vahşilerin, kan emicilerin istilasına uğrar. 2014’ün Ağustos’unda Şengal’e saldıran DAİŞ vahşileri burada Kürdün yüreğini parçalamıştır. En temizi en safı en doğalı en masumuna kastetmek isteyen kan emicilerin karşısına ilk olarak 12ler dikildi. 12 yiğit, 12 can parçası, 12 abide, 12 kahraman, 12 savaşçı. Dur dediler zulme, binlerce Êzidî’yi aldılar kucaklarına ve kurtardılar. Çok geçmedi bu defa Kürt’ün kıyameti Kobanê’de koptu. Toprağa düştü en güzel çocuklar, tek tek. Nefes almanın imkansızlaştığı boğazdan bir damla suyun dahi geçmediği günlerden geçiyordu koca bir halk. Ve Kürt’ün yiğitliği burada da kendini gösterdi. Son mermisine kadar çarpışanların, bedenini bomba yapıp düşmanında patlatanların sayesinde Kobanê Kürdistan’ın ve insanlığın kalbi oldu.

Takvim yaprakları 2015’i gösterdiğinde Kuzey Kürdistan’da özgürlüğe doğru yürüdü en genç, en yiğitler. Düşmanın en apansız saldırılarına karşı, tankına, topuna, binlerce askerine karşı halkının yüreğine bir gül ekmek için, kendi kaderini yaşamak için, sömürgecilere artık dur demek için mevzilerin ardında siper tuttu. Mehmet Tunçlar, Sevê Demirler, Çiyagerler, Nûcanlar, Zeryanlar, Xebatkarlar altın harflerle işlendi tarihe ve onların son sözü ardıllarının diline dolandı; ‘Ne olursa olsun son muhteşem olacaktır.’ Kendini bilen, özgürlük tutkusuyla yaşayan hiçbir yürek bu çağrıya sessiz kalmadı, tıpkı Karasungur yoldaş gibi. Çok geçmedi takvim yaprakları 2016’yı gösterdiğinde kardeşinin Rojava’da yaralandığını da öğrenince artık bayrağı devralma sırası ondaydı. Yönünü cennet ülkesinin en vahşi saldırılarının yaşandığı Rojava’ya çevirdi. Karasungur arkadaş temel eğitimini tamamladıktan sonra katılım nedeni için sarf ettiği şu sözler yaşamın nasıl olması gerektiğini hepimize öğretir sadelikte ve güzelliktedir:

Tarih yazan yiğitlik böyle şekilleniyor PKK’de. Onun için ne sömürgecinin sınırları, ne bireysel bir gelecek hayali, ne para pul ne de farklı bir yaşamın bir anlamı vardır. Yaşam olacaksa eğer bir nefeslik dahi olsa özgürce olmalıdır. Başkan Apo’yu anladıkça yaşamı ve mücadeleyi daha da kavradığı katıldığı savaşlarda gösterdiği başarılarından bellidir. Kobanê kantonundan Dêra Zor’a kadar nereden gelmişse düşman karşısında dikilmeyi görev bilmiş tutkulu militanlıktır Karasungur yoldaştaki. Çok zaman geçmeden kendini hem askeri hem de ideolojik olarak eğitir ve geliştirir. Burada da kendini sevdirmeyi bilir. Savaşta en ön cephede, uykuda en sonda kalma mütevazılığını ailesinden almıştır. Cesaret ve fedakarlık isteyen her anda yine ilk koşanlar arasındadır. Türk devletinin Efrîn’e yönelik tehditlerini ve saldırılarını başlattığı haberi gelir gelmez gözünü budaktan sakınmayan bu yiğitlik yine ilk atılan olacaktır. Yönünü bu defa Efrîn’e çevirir. Her türlü saldırıya rağmen halkının koruyucu meleği kahraman yoldaşlarıyla birlikte direnir ve savaşır. Tek bir an bile soğumaz namlusu kleşinin ve uyku girmez gözüne… Ve an gelir kan emici barbarların babası TC’nin saldırıları, onu ana kucağı gibi sevdiği ülke toprağından bir daha ayrılmamacasına ayırır yoldaşlarından. 3 Mart 2018’de Efrîn’in Raco ilçesi kırsalında 3 arkadaşıyla birlikte katılır şehitler kervanına. Muhammed Ali Açıkgöz yani Karasungur Andok yoldaş bilir bu ayrılış sadece fizikidir. O bir tohum olmuştur Kürdistan toprağına düşen. Bir düşen ve binlerce yeniden doğan bir tohum. Tıpkı Mazlum Doğan’ın, Şehit Bager’in, Şehit Jiyan’ın, Şehit Cemal’in, Şehit Xelîl’in ve Şehit Mele Murat’ın ardından ülkesinde yeşeren bir gonca gül olduğu gibi. Tıpkı Başkan Apo’nun dediği gibi: Şehitlerin her biri bahar tomurcuğudur, açılmalıdır bunlar. Toprağa serpilen tohumlardır, onları yeşertecek olan bizleriz….

 

 

TOPRAK

Beni halaylarla göndermelisin

Beni zılgıtlarla

Beni aşkla

Beni sevdayla

Beni hasretle göndermelisin

Değmemeli kirpiklerine bir damla yaş

Düşmemeli gözüne pusulu bulutlar

Yüreğin avucunda

Umut ve özlemler beslemelisin koynunda

 

 

 

 

Related posts

Êzîdîlerin birliği ve kutsal Êzîdxan için sorumlu ve doğru hareket eden Şengal halkıdır

Bağdat-Erbil Anlaşmasına ‘HAYIR’ Diyoruz!

Ş. Nuda ve Ş. Felat’dan Gençliğe

Yorum Yap