Home TÜM YAZILARRÊBER APO Şehitler bizde yaşayan ve yaşamımıza komuta eden gerçek değerlerdir

Şehitler bizde yaşayan ve yaşamımıza komuta eden gerçek değerlerdir

by rcadmin

Bu yazı Rêber APO’nun 15 Ocak 1991 yılında yaptığı bir değerlendirmesinden derlenmiştir.

RÊBER APO

1990 şehitleri, devrimci savaşıma ve parti çizgisine karşı geliştirilen her türlü özel savaşa ve tasfiyeci çabaya karşı mücadelemizin en sağlam ve sürekli teminatı olmuşlardır.

Bu şehitlerimizin mücadelemizdeki yerlerini değerlendirirken, hiç şüphesiz bir yandan dayatılan özel savaşın amaçları içinde anlam ifade ederler ve diğer yandan bir türlü parti çizgisine gelememenin, bunun çok yönlü tasfiyeciliğinin ortaya çıkardığı durumlarla bağlantı içinde anlamını ifade edeceğiz. Belki de mücadele tarihimizin en çok şehitleri olan bir yılıdır. Ve hatta geçen 15 Ağustos Atılımı’ndan beri verdiğimiz kayıplara bedel bir kayıplar yekûnunu teşkil etmektedir.

Hiç şüphesiz devrimci savaşımın boyutlarını göz önüne getirdiğimizde çok az şehit verilmiştir. Fakat mücadelemizin içinden geçtiği döneme partinin doğru yaklaşımını, oldukça yetkin hazırlıklarını göz önüne getirdiğimizde yine de hata payına bağlı olarak verilmesi gereken kayıp listesinin çok üstünde bir yekûndur. Bu iki temel özelliğe bağlı olarak üzerinde derinliğine düşünülmesi ve bu temelde kapsamlı sonuçlara ulaşılması önem taşıyor. Özellikle parti değerlerinin aşırı aşıma uğraması, bu konuda gelişen bir sorumsuzluk. Her birisi bir abide değerinde olan şehitlerin kapsamlı bir değerlendirmeye ve yaşamlarının özümsenmesine yönelik bir ihmalkârlık nedeni de olabiliyor.

Şehitlere değer vermek

Bir parti kendi şehitlerine gereken değeri vermezse çok şey yitirmiş demektir. Bu tehlikeyi de göz önüne getirdiğimizde şehitlerin yaşamının ifade ettiği anlamı bilince çıkarmak ve bunu bütün partililere mâl etmek büyük önem taşıyor. Biz parti tarihimiz boyunca şehitlerin anısına bağlılığı dile getiren özlü değerlendirmeler geliştirdik. İlk şehidimiz olan Haki Karer için yaptığımız değerlendirmede şunu söyledik; böylesine bir şehidin anısına verilecek karşılık, bir parti programına ulaşmak ve ne kadar az donanımlı olunursa olunsun grup hareketimizi parti hareketine dönüştürmek, parti ilanına adımları hızlandırmaktı. Bu temelde 1978’de PKK ilanına gittik ve bunun şimdi ne anlamda bir gelişme olduğunu, Kürdistan tarihinin en önemli bir çıkışı olduğunu göz önüne getirdiğimizde bir şehidin anısına bağlılığın nasıl bir güce dönüştüğünü, nasıl tarihi bir rol oynadığını şimdi daha iyi görmekteyiz. Yine temel şehitlerimizden olan ve şehitlerin anısına bağlılığın mücadelesini temsil eden bir Halil Çavgun için Hilvan-Siverek direnişinin geliştirilmesi kararına ulaştık. Ve 1978’89 yılı bu şehidimizin anısına bağlılığın, kararlılığın bir sonucu olmuştur. Bu mücadele tarihimizde en çok silahlı yöntemin konuşturulduğu biriki yıldır ve tarihi bir rol oynamıştır.

İlk zindan şehitlerimizden olan Mazlum Doğan yoldaşın şahadetine ilişkin yaptığımız değerlendirmede, “direnişe giden yolda bir köprü olmuştur” dedik. Artık bu köprüden şahadete gitmek daha kolaylaşmıştır. Ve nitekim ardından zindan direnişçiliği, ülkeye dönüş kararlılığı başlamıştır. Bunlar bu şehidimizin anısına bağlılıkla yakından bağlantılıdır. Büyük direniş hamlesine bir köprü teşkil etmiştir. Bu şahadette şüphesiz çok şey gizlidir ve başta zinden direnişçiliğinde ülkeye daha yakın ve daha sıkı bir biçimde yönelme kararlılığı, sonuçları gizlidir. Mazlumlar, Kemaller, Ferhatlar büyük direnişe bu anıya bağlılıkla yönelmişlerdir.

Mahsum Korkmaz’ın şahadeti de bir dönüm noktasıdır. Bununla düşman en zor bir dönemde silahlı mücadeleyi, onun 15 Ağustos Atılımı’nı bozguna uğratmak ve bir daha yönelmemenin hesabıyla bu şahadeti gerçekleştirmiştir. Ve gerçekten 1985 kışı biter ve 1986’ya yönelirken bir kaç düzinelik komutasını da kaybetmiş ve her an dağılmaya mahkûm bir güç kalıyor. Silahlı mücadeleyi sürdürmek çok büyük çaba istiyor. Ciddi taktik saptırmaların beraberinde gelişmesi, parti kişiliğine, parti yaşamına ters ve partiye karşıt öğelerin hesaplarını geliştirmesinin de bu şahadetle yakından bağlantılı olduğunu göz önüne getirebiliyoruz. Bunu göz önüne getirdiğimizde anıya bağlılığın gereklerinin yerine getirilmesinin ne kadar zor olduğu çok iyi anlaşılırdır.

Biz bu şehidimizin anısına yaptığımız değerlendirmede, “gerekirse 50 kişilik birlikler halinde silahlı mücadeleyi Botan’da tırmandırmaktır” dedik. Ve gerçekten şahadet yılında bu güce ulaşmayı mümkün kılan çabalara giriştik. Ve gerçekleştirdik. Gerçekten bu anıya yerinde ve kararlı bağlılık olmasaydı Botan’da mücadeleyi sürdürmek, hele giderek çok sayıda birliklerle yetkinleştirmek mümkün olmayacaktı. Anıya derin bağlılık ve büyük bir çalışma hamlesine yönelmek, daha 1987’lerin başlarından itibaren mücadelenin Botan’da kesintisiz ve nicelik, nitelikçe yetkinleşerek devam edeceğini göstermiştir.

Bu şehitler halkımızın kilometre taşları oluyorlar.

Ve her halkayı, diğer halkaya bağlayan temel halka rolünü oynuyorlar. Mücadelemizi kızıl bir şerit gibi etkiliyorlar. Şehitlerin komutanı oluyorlar. Şüphesiz diğer bir çok şehidimizde var. Gerçekten her birisinin anısına bir abide dikilmesini, bir roman yazılmasını mümkün kılacak zenginlikte şehitlerdir. Ve mutlaka onların anısına karşı bütün yaşamlarını dile getiren bir şekilde parti edebiyatını geliştirerek karşılık vermek borcumuz oluyor. Ama biz en büyük borcumuzun onların temel amacı olan mücadeleyi kesintisiz sürdürmeyi bildik. Tam da anılarına verilmesi gereken bir karşılık verdik.

Şehidin verildiği zemin, zaman ne anlam ifade ediyor?

Mehmet Karasungur’un şahadetini ise birlik gerekçesi yaptık. Bugün Kuzey, Güney halkı arasındaki birlik çabalarında öncü bir rol oynuyoruz.

Hasan Bindal arkadaşımızın şahadeti ile partiye dayatılan ve açıkça bir düşman dayatması konumuna kadar yükselen kontra pratiğine karşı çok köklü yöneldik. Ve gerçekten bu son geçirilen bir yıl içinde parti içini temizletmede tarihi bir aşama yaptık. Ve en az düşmanın dayattığı özel savaşa karşı verilen mücadele kadar ondan daha tehlikeli ve daha tahripkar olan iç yıkıcılığa, bozgunculuğa, halk düşmanlığına ve parti düşmanlığına varan tutumları bir daha kolay başını uzatamayacak bir duruma getirdik. Görülüyor ki, bu önemli şahadet halkaları partimiz için en büyük güç kaynağı oluyorlar. Anılarına bağlılık parti tarihi içinde yol almada bize temel kilometre taşları oluyorlar.

Genel şehitler halkasına böyle bir bağlılıkla tekrar anlam verirken, yine temel halkalar içinde diğer tüm şehitlerin her birisinin bir halka özelliğini sıkı sıkıya dokumamız gerektiğini, bu sonucun çıkarılması gerektiğini önemle belirtiyoruz. Şehidin verildiği zemin, zaman ne anlam ifade ediyor? Yaşamıyla ne katmıştır bize? Döneme ne katmıştır? Çevresine ne katmıştır? Son sözü nedir? Partiye, Önderlik Gerçeği’ne bağlılık nedir? Bütün bunları iyi koymayı bir görev olarak bellemek, hepimizin borcudur. Biz bu borcu sınırlı olarak yerine getirmeye çalışıyoruz. Dolayısıyla şehitleri tanıyan hepiniz onların anılarına ilişkin değerlendirmeleri belgelendirin.

Şehitler hakkında ne biliyorsanız, özellikle de unutulmuş, hakkında fazla malumatımızın olmadığı şehitleri kim tanıyorsa mutlaka daha şimdiden bir belgelendirme faaliyetine ağırlık vermelidir. Onların sözleri, yaşamları ve onlar hakkındaki değerlendirmelerimizi partiye iletebilmeliyiz. 1990 şehitlerine biraz daha kapsamlı değinmemiz gerekiyor. Çünkü biz bunu gerekli görüyoruz.

Bunun yanında bu yıl özel savaş açısından da, bizim açımızdan da bir kader yılıdır. Biz bu tehlikeyi daha 1989’larda iyi bilince çıkararak 1990’ın nasıl kurtarılacağını kestirmeye çalıştık. O bilinen 300’e yakın oldukça eğitilmiş, donatılmış bir yönetim ve savaşçı gücü, başta Botan olmak üzere ülkeye serpiştirdik. Bu ne anlama geliyordu? Bu, 1990 yılını bekleyen tehlikeyi, imhayı bertaraf etme düşüncesine ve tavrına dayanıyordu. Bununla yetinmedik. Her an 1990 yılını kesintisiz sürdürecek militan ve savaşçı gücünü ardı arkasına hazır iletmenin çabası ve müdahaleleri içinde olduk.

Bu şu anlama geliyor; ne pahasına olursa olsun 1990 yılı kesintisiz ve giderek gelişen bir savaş yılımız haline getirilecektir. Bu çok yönlü bir kararlılıktır ve gereklerinin yerine getirilmesi çok yoğun bir çabayla mümkün olabilmiştir. Yine devrimci savaşı bu yıla yaymayı, geliştirmeyi sadece militan ve savaşçı düzeyinde katkıyla değil, taktiğe yönelikte en büyük netliği sağlayacak çok kapsamlı çözümlemeleri bu yılda açmaya çalıştık. Konferans, kongre çalışmalarını bu yıla yayarak en gelişmiş ve bütün partiyi dönüştürecek, yetkinleştirecek seviyeye getirmeyi temel bir görev belirledik. Yılı bir serhıldan yılı haline de getirerek, kesin bir biçimde bizim olması için ne lazımsa onu da yaptık. Milyonlarca kitleyi serhıldana çekerek, onun etkisi altına koyarak, düşmanın asla baş eğdiremeyeceği bir halkın devrimci savaş yılına dönüştürmek istedik. Ve sınırlı da olsa bir gelişme yaşandı. Bu hem silahlı devrim güçlerinde, hem de halkın siyasal savaşımının gelişmesinde oldu. Büyük bir çabayla ve gerçekten oldukça planlanarak düşmanın bütün özel savaş dayatmalarını boşa çıkarmayı hesaplayarak bu yıla yüklendik. Ve bazı önemli kazanımlara ulaştık.

Düşmanın dayattığı özel savaş sanıldığından daha fazla kapsamlıdır ve biraz daha yetkinleştirilerek yürütülmeye çalışılmıştır. Düşmanın açıkça itiraf ettiği bir savaş olarak bütün Türkiye kamuoyunca da kavranılmaya çalışılmıştır. Kürdistan halkı da kendisine dayatılan bu savaşın mevcudiyetini derinden fark etmiştir. Yaşanılanın bir karşı devrimci savaş olduğu, dost, düşman herkesin bilincine yerleşmiştir.

BENZER YAZILAR