ÇIYAGER SERHED
Kapitalist devletlerin birçoğu, sistemlerini yıkabilecek gücün gençlikte olduğunu bildiğinden dolayı tüm özel savaş yöntemleriyle gençliğin üzerine gelmektedir. 68 devriminde tüm dünyayı üç günde etkisi altına alan ve kapitalist devletlere geri adım attıran gençlikti, onun ruhuydu. Bugün neden 68 gençlik ruhuyla yürüyen, devrimlerde öncü güç haline gelen bir gençlik yok? Neden biz gençlik olarak bu gücün farkına varamıyoruz ve kapitalist, faşist devletlere geri adım attıramıyoruz?
Dünya genelinde gerçekleştirilen hemen hemen bütün devrimlerde gençlik her zaman öncülük rolünü oynamıştır. Bilinçli gençlik hiçbir zaman sistemin kölesi haline gelmedi ve gelmeyecektir. Gençlik mevcut sistemi red eden, yeniyi inşa edendir. Şunu unutmamalıyız ki, gençlik olarak sisteme karşı tavrımız net ve keskin olmalıdır. Sistemin reddi demek; Rêber APO’nun paradigmasına göre yaşamak demektir. Bunu bilmeli ve buna göre yaşamalıyız.
Bu süreç gerçekten önemli bir süreçtir. Dünya halkları bu konuda düşünmeli ve devletlerin gerçek yüzlerini görmelidir. Bugün kapitalist sistemin halkın üzerindeki kirli oyun ve planlarını deşifre ederek, sistemlerini yıkabiliriz. Sistemler kaoslardan beslenir, fakat bu kaoslar sonlarını da getirebilir. Şunu çok iyi bilmeliyiz; devlet kirli bir iktidar sisteminden başka bir şey değildir. Bu sistemin kirliliğini halka anlatabilecek, gerçekliği gösterebilecek yegane güç gençliktir. Unutmamalıyız ki, devlet toplumsuz olamaz, fakat toplum devletsiz olabilir. Devleti var eden, yaşatan toplumdur, fakat toplumu var eden devlet değildir. Bu noktada ister istemez akla şu soru gelmektedir: Gerçekten devletler zorunlu bir ihtiyaç mıdır? Yoksa yıkılması, ortadan kaldırılması gereken bir iktidar mıdır? Bu soruyu her açıdan sormak ve derinleştirmek gerekiyor. Çünkü toplumların gerçek anlamda organizeli bir suç aygıtı olan devletlere ve onun kurumlarına ihtiyacı yoktur. Toplumlar, devletin icat edilmediği zamanlarda da koordineli bir şekilde kendini yürütmüş ve yönetmişlerdir. İnsanlık tarihi derinlemesine incelendiğinde bu rahatlıkla görülecektir.
Bugün faşist ve katliamcı TC devletinin gerçekliği gözler önündedir. Bin yıllarca Osmanlı İmparatorluğuyla yaptıklarını bir yüz yıldır da TC devleti olarak sürdürmektedir. Başta Kürt halkı olmak üzere tüm bölge halklarını inkar, imha ve soykırım politikalarıyla yok etmeye ve kendi varlığını bu toplumların değerleri üzerinde sürmeye çalışmıştır. Günümüzde de aynı politikayı sürdürmektedir. Yani Türk devleti varlığını soykırımdan geçirdiği halkların değer ve kültürleri üzerine kurmuştur. Dolayısıyla halklara dönük yürütmüş olduğu her politika bir amaç ve plan doğrultusunda gelişmektedir. Bugün bile ortaya çıkan koronavirüs pandemesini fırsat bilip halka, “evde kal” derken halkı düşündüğünden değil, ortaya çıkan bu hastalığı nasıl fırsata çeviririmin planını yapmaktadır ve özel savaş yöntemleri medya aracılığıyla devreye koyarak halka yalan, yanlış bilgilere sunarak toplumu yanlış yönlendirmektedir.
Gerçekten bu durumda gençlik, devletin bu özel savaşına karşı nasıl bir mücadele vermeli ve nasıl bir karşılık vermelidir? Bunu derinlemesine sorgulamak gerekir. Bugün tamamen bu kapitalist sistemin ortaya çıkardığı virüs silahı yüzünden evlerine hapsedilmiş halk ve gençlik olarak özümüzden hiçbir şekilde kopmamalı ve kendimizi bu kirli sistemin tüm kirli oyun ve virüslerine karşı eğitmeli ve geliştirmeliyiz. Ancak bu şekilde bu sistemin hiçbir virüsüne yakalanmayız. Kürt gençliği sistemin tüm virüslerine karşı antivirüs görevi görmeli ve halkını her zaman bu virüslere karşı korumalı ve her an daha da ileri taşımalıdır.
Faşist devletin evlere hapsettiği ve kirli medya ile beslediği toplum yapısında bugün kadına şiddet oranında büyük bir artış gerçekleşmiştir. Çünkü kirli medyada sadece erkek egemen zihniyeti kutsallaştıran, erkeği kutsal, kadını köle gösteren programlar dışında bir şey yoktur. Faşist devletin kadına şiddeti meşrulaştırdığı ve buna yönelmeyi amaçlayan medya organlarını reddetmeli ve gerçeğe yönelmeliyiz. Devletin temel amacı; insanları bu tecrit tarzı ile tamamen zihinsel olarak ele geçirme ve zihniyet bozukluğuna itmedir. Halk olarak bu devletin kirli medyasından kopup, gerçeği ve doğruluğu hep dile getiren ve bundan hiç şaşmayan özgür basını takip etmeliyiz.
Bugün kapitalist modernitenin bir biyolojik silah gibi toplumlara karşı kullandığı Koronavirüs salgını (Covid-19) devletlerin elinde patlamış ve önüne geçilememektedir. Faşist TC devleti bu kirli biyolojik silahı Kürt halkı üzerinde kullanmaya çalışmaktadır. Özellikle de cezaevlerinde tutulan onbinlerce siyasi tutuklunun, infaz yasasından yararlanmasının engellenmesi ile siyasi tutsakların hastalığın pençesine bırakılması, devletin nasıl bir katliam planı yaptığına dair önemli bir veridir. Devlet eliyle organizeli olarak katliam nasıl planlanır ve hayata geçirilir konusunda cezaevindeki siyasi tutsakların içerisinde bulunduğu durum çok açık bir şekilde göstermektedir. Koronavirüs ile devlet, aleni bir şekilde siyasi tutsakları katliamdan geçirmek istemektedir. Cezaevlerinde alınmayan önlemler, infaz kanunlarında siyasi tutsaklara yer vermemek tamamen bir katliam gerçeğidir. Hükümet, Koronavirüs hakkında halktan gerçekleri saklamaktadır. Ama biz bu gerçekliği görüp, halkımızı her türlü konuda bilinçlendirmeli ve sistemin yarattığı körlükten kurtarmalıyız. Kürt gençliği olarak bu kirli savaştan biz galip gelmeliyiz. Kendimizi, Rêber APO’nun paradigması, özgürlük çizgisi temelinde eğiterek kapitalizmin yarattığı hastalıklardan kurtarmalıyız.
