Home TÜM YAZILAR Son 200 Yılda Kirli Rus-Türk İlişkileri Kıskacında Kürtler – 1. Bölüm

Son 200 Yılda Kirli Rus-Türk İlişkileri Kıskacında Kürtler – 1. Bölüm

by rcadmin

KASIM ENGİN

Biliniyor, Rêber APO – Suriye devletiyle, özelde de Hafız Esad ile geliştirdiği dostluk ilişkilerinden kaynaklı – Suriye devletini zor duruma düşürmemek için TC’nin baskıları ileri düzeyde artınca, Suriye’den 9 Ekim 1998’de çıkmıştı. 9 Ekim 1998 günü ile 15 Şubat 1999 günü arasında yaşananlar biliniyor. Uluslararası devlet güçlerinin Rêber APO’yu hangi kirli oyunlar ve hilelerle faşist TC devletine tutsak ettirdikleri biliniyor. Bu kirli komplo oyununda birçok uluslararası yapı ile devletlerarası güçler yerini almıştı. ABD’nin, Avrupa’nın, Yunanistan’ın derken, İsrail’in hatta ihanetçi ve işbirlikçi Kürt parti ve şahsiyetlerinin bu kirli oyunda yer aldıklarını da herkes biliyor.

Bu kirli komplonun bir parçası olarak da hiç şüphe yok ki Rus devleti rol almış ve oynamıştır. Bazılarının bu kirli oyunda yerini alması Türkiye ile olan stratejik ilişkilerine dayanmıştır. Bazılarının TC faşist yapısıyla ideolojik yakınlıklarından dolayı yer almaları olmuştur. Yine bazılarının TC ile ortak antlaşmaları söz konusuydu. Ancak Rus devletinin faşist TC devletinin yanında Rêber APO’ya karşı komploda yer alması buz gibi soğuk ve kirli ekonomik çıkarlardan öteye bir şey değildi. Rêber APO’ya önceleri Duma’da iltica hakkı tanıyan ve Rusya’ya kabul ettiklerini söyleyenler, faşist TC devletinin Mavi Akın Projesi’yle, milyarlarca dolarlık ticaret teklifiyle Rêber APO’ya karşı verdikleri sözleri bir günde unutuvermişlerdi. Sözde özel olarak gelip Rêber APO’yu alanlar, TC’nin rüşvetleri ardından hem söylediklerini, hem verdikleri sözleri hem de hafızalarını yitirerek; duymaz, görmez ve lal olmuşlardı.

Evet, 9 Ekim 1998 komplosunun yıl dönümünde, bu minvalde Rusların Kürtlere karşı son 200 yılda takındıkları kirli politikaları ele alıp bugüne getirmek önemli olacaktır. Bilelim ki yanlış ilişkiler düzeltilmeden doğru ilişkiler kurulamaz.

Sovyet Rusya’nın Mahabad Cumhuriyeti’ne ihaneti

Kürtler, Rusları en çok Demokratik Kürdistan Cumhuriyeti’ne – yani Mahabad’a – karşı olumsuz tavırlarıyla biliyorlar ve öyle de anıyorlar. Önceleri Kürtlere sözde yardımda bulunan Sovyetler, ardından hem İran’dan alacaklarını hem de Batı devletlerinden alabileceklerini aldıktan sonra, Kürtleri bir günde ortada bırakarak, Kürtleri İngilizlerin denetiminde bulunan İran Pehlevi rejimine kurban etmişlerdi.

Aradan yaklaşık 70 yıl geçmiş olsa da, Kürtler halen kendilerinin ortada bırakılmış olmalarını, peşinden ise katliamlardan geçirilişlerini unutmamışlardır. Hele hele Kürt halkının onurlu yüzlerinden olan Qazi Muhammed’in katledilişini ise hiç unutmamışlardır.

Evet, Kürtler Rusları daha çok Mahabad’da yaptıkları ile biliyorlar. Ancak bizler de biliyoruz ki son 200 yılda Ruslar birçok kereler, Kürtleri ortada bırakmışlardır. Hatta kimi zaman ise Kürtleri satmışlardır.

Mir Muhammed İsyanı

Örneğin; 1833 yılında Mısır Valisi olan Kavalalı Mehmet Ali Paşa Osmanlıların üstüne yürümüştür. Mehmet Ali Paşa Osmanlıların üzerine yürürken Kürdistan’da ise Soranlı Mir Muhammed önceleri Soran alanına, ardından ise Babanların yerlerine, yine Amediye ve Cizre’ye ve peşinden ise Şengal ve İran’da bulunan Erdelanların alanlarına yönelerek, Mirliğini genişletmiştir. Öyle ki, Mir Muhammed giderek Kürdistan’da en etkili bir güç olarak öne çıkarken, giderek Ortadoğu’da da etkili olabilecek bir güç düzeyine gelmekteydi. Bu güçlenmenin altında yatan elbette Osmanlının yaşadığı büyük ekonomik, siyasal, sosyal ve askeri sorunlardı. Osmanlı, Rus Çar’ı I. Nikolay’ın deyişiyle; “Bosporus’taki hasta adam”dı. Tam da Osmanlılar komalık bir durumu yaşarlarken, Kavalalı Mehmet Ali Paşa Osmanlıların üzerine yürümüş, Mir Muhammed ise Kürdistan’ın yarısında fazlasını ele geçirmişti.

Biliyoruz ki, önceleri Kavalalı Mehmet Ali Paşa’yı İngilizler ve tabi Ruslar – I. Nikolay, Rusların Çar’ıdır – desteklemişlerdir. Mehmet Ali Paşa önceleri Halep’i, ardından Antep’i, Adana’yı alarak ve giderek Kütahya’ya kadar ilerleyince en fazla telaşa kapılan güçlerin başında ise İngilizler ve de Ruslar gelmiştir. Mehmet Ali Paşa Kütahya’dan İstanbul’a yürüse, yürüyebilse, Osmanlı yıkılacak ve yerine yeni bir güç Mehmet Ali Paşa önderliğinde gelişecektir. Diğer yandan ise Mir Muhammed muhtemeldir ki, geniş bir Kürdistan’ı Osmanlının elinden alarak kuracaktır.

Herkes Osmanlı’nın yıkılışını hesaplarken – ki Mehmet Ali Paşa’yı durduracak güçleri yoktur – kimsenin anlamadığı bir şekilde Osmanlı’ya elini uzatan güçlerin başında Ruslar gelmiştir. Binlerce askeri Osmanlıların yardımına gönderen Ruslar, İngilizlerin desteğiyle Mehmet Ali Paşa’yı durdurmuşlardır. Ancak bilelim ki hedef sadece Kavalalı’nın durdurulması istemi değildi. Hedef bir de Mir Muhammed’i durdurmaktı. Nitekim Osmanlılarla Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın arasını sağlayan her iki güç Mehmet Ali Paşa’nın geri çekilmesini sağlamışlardır. Osmanlılar ise hızla büyük bir tehlike olarak ortaya çıkan Mir Muhammed’in üzerine ne kadar güçleri varsa toplamış ve ardından ise Mir Muhammed’in üstüne yürümüşlerdir. Nitekim Osmanlılar Rus ve İngilizlerin desteğiyle 1837 yılında Kürdistan’da ortaya çıkan bu imkanı bir sürü hile de dahil, tasfiye etmesini bilmişlerdir.

Şex Ubeydullah Nehri İsyanı

Benzer bir hançerlemeyi Ruslar ve İngilizler 1880 yıllarında Şex Ubeydullah Nehri şahsında Kürtlere karşı yine pratikleştirmişlerdir. Şex Ubeydullah Nehri’ni Amerikan misyoneri Dr. Cochran’a yazdığı mektupta: “Kürt halkı beş yüz binden fazla aile ile ayrı bir halktır. Dinleri ve dilleri diğerlerine göre farklıdır. Yasaları ve gelenekleri ayrıdır. Kendi işlerimizi kendimiz yönetmek istiyoruz. Böylelikle suçlularımızı cezalandırırken, güçlü ve bağımsız oluruz. Diğer uluslar gibi ayrıcalıklarımız olur. Suçlularımız konusunda, diğer uluslara hiçbir zarar gelmeyeceği sözünü üstlenmeye hazırız” sözleriyle, Kürtlerin bağımsız yaşama özlemini bir şekilde dile getirmişti.

Ancak sonraki gelişmeleri bugün iyi biliyoruz. Nur yüzlü Şex Ubeydullah Nehri diğer güçlerle de ilişkiye geçerek, Kürtlere destek sunmalarını istemiştir. İngilizler başta olmak üzere birçok Avrupa devletinden destek isteyen Şex Ubeydullah Nehri en çok desteği de Ruslardan istemiştir. O zaman Rusların Çar’ı II. Aleksandr’dır. Ne var ki, bunlara dayanarak harekete geçen Şex Ubeydullah Nehri çok kısa zamanda devletlerarası buz gibi ilişkilerin ne olduğunu gözüyle yaşayarak görmüştür. Doğu Kürdistan’a yönelen Şex Ubeydullah Nehri, Urmiye kapılarına dayandığında, önce İngilizlerin ihanetine uğramıştır. İngilizler hem İran Kaçar devletine destek sunmuş hem de Osmanlıların Şex Ubeydullah’a karşı duyarlı olmalarını istemişlerdir. Nitekim bunun üzerine Şex Ubeydullah Doğu Kürdistan’dan geri çekilmek zorunda kalmıştır. Ve sonrası biliniyor. Ruslar da Osmanlıların yanında yer alarak Şex Ubeydullah’ın girişimini boşa çıkarmışlardır.

BENZER YAZILAR

Yorum Yap