Home TÜM YAZILAR Son 200 Yılda Kirli Rus-Türk İlişkileri Kıskacında Kürtler – 2. Bölüm

Son 200 Yılda Kirli Rus-Türk İlişkileri Kıskacında Kürtler – 2. Bölüm

by rcadmin

KASIM ENGİN

Sykes-Picot’da Sovyet Rusya’nın rolü

Elbette Rusların Kürtlere karşıtlıkları sadece bunlarla sınırlı değildir. Kürdistan’ın dörde bölünmesinde 16 Mayıs 1916 Sykes-Picot antlaşması önemli bir kilometre taşı olmuştur. Ancak biliniyor ki, bu antlaşma sadece Fransız Picot ile İngiliz Sykes’ın arasında gerçekleştirilen bir antlaşma olmamıştır. Bu antlaşmanın bir imzalayıcısı da Rusya olmuştur. Her ne kadar 17 Ekim devrimi ile birlikte yeni kurulan Sovyetler bu antlaşmayı hem deşifre edip hem de kendilerini geri çekmişlerse de, Ruslar bu antlaşmanın bir gereği olarak 1916 yılında ülkemizin güneyine, daha somut olarak Rewanduz’a kadar, indikleri gibi, ülkemizin doğusunda ise Kırmancan’a (Kırmanşah’a) kadar inmişlerdi. Kuzeyde ise biliniyor Erzincan, Erzurum ve Serhat’ın büyük bir bölümüne girmişlerdi. Rusya’nın Kürdistan’ı işgalinde yüz binlerce insanın kırıldığı ise tarihi belgeleriyle sabittir.

Kürt isyanlarına “gericilik” damgasının vurulması

Rusların, daha doğru bir ifade ile Sovyetlerin Kürtlere ve Kürdistan’a karşı daha büyük tahribatları ise Türkiye Cumhuriyeti döneminde yaşanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti devletinin Kürdistan’a tüm saldırılarına Sovyetler destek vermişlerdir. Hem de Kürtlere onca hakareti de yağdırarak. Sözde Sosyalist rejim Kürtleri gericilikle, şeriatçılıkla – tam da Kemalist rejim ile sözde Türkiye komünistlerinin kullandıkları aynı dille – suçlayarak. Bir rejim ki, tam tekçi ve faşizan soykırım politikalarını o coğrafyanın en kadim halkına karşı uygularken, Sovyetler bu faşizan yapıların yanında yer almıştır.

Halbuki herkes de biliyor ki, Şex Saidlerin ve yoldaşlarının mücadelesi tümden meşru ve haklı bir mücadele idi. Şex Saidlerin gerici oldukları, şeriat ve hilafetin geri gelmesini istedikleri yalanları, bizatihi Türk Genel Kurmaylığının büyük uydurmasıdır. Nitekim bugün biliyoruz ki, Türk basınının bu yalanları yazması, Türk rejiminin ise bu biçimde dünyaya Şex Said direnişini böyle yansıtmasını bizatihi bu faşist Türk Genel Kurmaylığı istemiştir. “Yüce Genelkurmay Başkanlığından gelen 30 Nisan 1341 tarih ve 1835/2270 numaralı tezkerede son isyan ve irtica olayının basınımızda, özellikle İstanbul basınının büyük bir kısmında genel bir Kürt ayaklanması şeklinde gösterilmesi, iç ve dış düşmanlarca propaganda zemini ittihaz edilmekte olduğundan ve esasen sınırlı bir sahada çeşitli emeller ve iglofat neticesi oluşan olayların büyütülmesi uygun olmadığından, isyanın ayrımcılıktan ziyade irticai cehalet ve aldatma neticesi olduğu zemininde yayın yapılması için gerekenin yapılması teklif olunmuştur.” (Avni Özgürel, Radikal Gazetesi – 3 Mayıs 1341 (Miladi 1925) tarihli Bakanlar Kurulu kararnamesinden alıntı)

Gerçekler bu kadar açık iken, sözde sosyalistler ise bunu hem yutmuş hem de Kürtlere karşı faşist Türkiye cumhuriyeti rejiminin yanında durmaktan geri durmamışlardır.

Ağrı Direnişi’nde Sovyet Rusya’nın rolü

Dahası, Sovyetlerin en büyük hançerlemeleri 1929 yılında Ağrı Direnişi sürecinde yaşanmıştır. Öyle ki, Ağrı Direnişini Kemalist rejimin bastırabilmesi için Ermenistan’daki Kürtleri sürgüne bizatihi Sovyet rejimi göndermiştir. Sürgüne gönderirlerken de binlerce insanımız kış ortalarında hayvanları taşıyan tren vagonlarında ölüme terk edilmişlerdir. Bunlar da yetmemiş, büyük bir hileyle Ağrı Direnişi’nin büyük komutanlarından olan İhsan Nuri Paşa ile görüşme adı altında tuzağa düşürmek istemişlerdir. Şans eseri İhsan Nuri’nin duyarlı yaklaşımlarından dolayı esir düşmeden, geri çekilebilmişlerdir.
Elbette Sovyetlerin yaptıklarını daha fazla da sıralamak mümkündür. 1937 yılında faşist ve tekçi Kemalist rejim Dersim’e karşı bir saldırı başlattığında ise yeniden – belki Ermenistan’da yaşayan Kürtler Dersim’e bağırlarını açarlar diye – orada yaşayan halkımıza daha sert bir sürgün yaşatmışlardır. Benzer bir sürgünü ise Demokratik Kürdistan Cumhuriyeti – yani Mahabad – düştükten sonra, 1947 yılında Kafkaslarda yaşayan Kürtlere yaşatmışlardır.

1946 yılında Kürtlere Sovyetlerin ve Kızıl Ordu’nun yaptığını yeniden tekrarlamayacağız. Tek bir kelime ile ifade edecek olursak, Kürtleri HANÇERLEMİŞLERDİR. Hem de biraz petrol ve bir de Doğu Avrupa’da az bir şey söz sahibi olmak için.

Sovyetlerin Barzani hareketine karşı Saddam’a kendi pilotlarını vererek; “1974 sonbaharı ve 1975 başlarında Sovyet pilotlarının savaş uçaklarına binip Kürdistan’ı bombalamak üzere Irak’a teslim edilmiş bulunan Tupolev-22 uçakları”nı da Oles Smolansky’nin yazdıklarından biliyoruz. Herhalde Saddam gibi bir faşisti destekleyerek yanlarına çekebileceklerini Sovyet politikacıları düşünmüş olmalıdırlar. En geç 1980’lere geldiğimizde, Saddam’ın batının kapısı önünde neme nem onlara bağlı havlayan bir bekçi olduğunu, İran’a karşı kullanıldığında herkes görecekti.

Rusya’nın Rêber APO’ya ihaneti

Yukarıda ifade ettiğimiz gibi zamanın sözde Sosyalist devleti, 1998 yılına geldiğimizde Rêber APO’ya önce alt meclisleri olan Duma’da – hem de inanılmaz bir rekor oy olan 298 evet oyuna karşı 1 hayır oyu ile – ilticasını kabul etmesine rağmen, Rêber APO yeniden Avrupa’dan Rusya’ya döndüğünde tüm kapılarını kapatmışlardır. Rêber APO bu kirli ve akıl almaz vicdansız durumu: “Tekrar Moskova’ya geldiğimde, kendileri söz verdikleri halde, daha sert bir uygulamaya aldılar. ABD ve İsrail adına bakan olarak gelen Madeleine Albright ve Ariel Şaron idi. IMF kredileri tartışılıyordu. Mavi Akım Projesi de gündemdeydi. Sanırım teslim edilmem karşılığında Moskovalı yöneticilerle IMF kredileri ve Mavi Akım Projesinde anlaştılar” sözleriyle ifadeye kavuşturmuştu.

Halbuki biliyoruz ki eğer Ruslar böyle kirli ilişkilerle kirliliğe ve çirkinliğe prim vermezse, Rêber APO’ya karşı geliştirilen devletlerarası komplo gerçekleşemeyeceği gibi, Kürtleri daha farklı bir kader bekleyecekti. Ne var ki, olan yine Rusların buz gibi kirli diplomatik ve ticari ilişkileri sonucu Kürtlere olmuştur. Hem de bedeli çok ağır olan.

Efrîn’de tarihin tekerrürü

Son olarak ise yarası hala açıkta duran Efrîn gerçekliği vardır.

Evet, 2018 yılında Rojava’da yaşayan halkımıza karşı Rusya’nın yaptıklarından söz etmek gerekmez. Çünkü yarası halen taptaze ortada duruyor. Efrîn gibi demokrasi ve insanlık vahası olan bir yeri faşist TC ile çeteleri eliyle cehenneme çevirmişlerdir. Yüz binlerce Efrînli bugün kendi topraklarında mülteci, sığınmacı ve birer ilticacı olarak yaşamak zorunda bırakılmışlardır.

Şimdi sormak gerekiyor:

Kürtleri sürekli arkadan hançerlemekle, onları kıyımdan geçirmekten başka ne elinize geçti?

Kürtler tam 200 yıldır aralıksız direniyor. Ve direnişlerini İngiliz devletinin yanı sıra Ruslar olarak baltalamak size ne kazandırdı?

Evet, Kürtlerin kinini, nefretini kazanmaktan başka elinize bir şey geçecek mi?

BENZER YAZILAR

Yorum Yap