Home TÜM YAZILARRÊBER APO Ucuz ilişki nedir?

Ucuz ilişki nedir?

by rcadmin

RÊBER APO

Geriliği davet eden, özgürlüğü engelleyen ilişkilerdir. Bu ilişkiye kul köle olmayı esas alanlar, “vazgeçemeyeceğim anam, babam, kardeşim, eşim var” diyenler, bu düşüncelerin ağır etkisi altında olanlar hiçbir zaman özgür bir devrimci olamazlar, yurtseverleşemezler, demokratlaşamazlar, sosyalistleşemezler. Bu ilişkilerin üzerine çıkmasını bilmek, eşit, özgür ilişkilerin, toplumsal gelişmenin ve siyasal faaliyetin önünde engel olmaktan çıkarmak ve devrimin hizmetine uygun ilişkilere dönüştürmek gerekiyor. Bu konularda kendinizi gözden geçirmeli, ilişkilerinize bu temelde çekidüzen vermeli ve ilişkilere bu doğru temellerde yaklaşmalısınız. Demek ki, her şeyden önce bu konudaki muazzam çocukluğu, bizi geriye iten ilişki anlayışını, içine düşürüldüğümüz ya da düşmek üzere olduğumuz durumları görerek, bundan kurtulmayı başarmamız önem taşıyor. Geleneklerin ağır etkisi altında kalmış olabilir, iradeniz dışında bazı dayatmalar sonucu arzu etmediğiniz bazı durumları yaşamış olabilirsiniz. Bunlara karşı verilecek cevap mücadeledir. En kötüsü, kişinin kendini kaderciliğe terk etmesidir. “Oldu artık, kalkamam, bir şey yapamam” denilmemelidir. Bu, köleliğin kabul edilmesidir, kabul edildiği yerde de devrimcilik gelişmez.

Vatandan kopmakla aile kurtulur mu?

Özgürlüğe hizmet etmeyen hiçbir ilişkinin değeri yoktur. “Yürekçiğimde şöyle bir sevdam var, kafamda vazgeçmeyeceğim şöyle düşüncem var” dememelisiniz. Bunların hepsi birer hikayedir ve gerici hastalık belirtileridir. Bu duygular, bağlar ve kutsal bildiğiniz şeyler, sizleri geliştirmeyeceği gibi doğru da değildir. Tam tersine büyük yanılgı ve köleliğe giden yoldur. Bunu önemle belirtiyorum. Çünkü, yeni ve vatansever bir neslin gelişmesi buna bağlıdır, bizim bütün ailelerimiz ilişkilerini vatana bağlılık temelinde halletmek zorundadırlar. Dünya uluslarının çoktan hallettiği, ama bizim yeni yeni tanımaya başladığımız çok normal bir yaklaşımdır bu. Son zamanlarda bütün ülke boşaltılıyor. Bunun altında bile ailecilik ve sözde aileyi kurtarma sevdası yatıyor. Ama vatandan kopmakla aile kurtulur mu? Tam tersine bu bitiş ve tükeniş sürecine giriştir. Bizdeki aile anlayışı, günü kurtarmaya dayanır. Ama kurtarma dediği nedir? Kendini metropollere atmıştır, her türlü rezilliğin içine itilmiştir, ama ona göre bu yeterlidir. Bu, aile reisliğinin en büyük sorumsuzluğudur. On çocuğu dünyanın en ücra köşesine atıp, sonra da “ben reislik görevimi yaptım, aileyi kurtardım” diyor. Bu suçtur. Neden suçtur? Çünkü vatandan kopmuştur, doğru mücadele yolundan kopmuştur. Bu adam iflah olmaz.

Elbette biz buna karşı çıkacak, bunun doğru bir gidişat olmadığını söyleyeceğiz. Elbette, bizim aileye doğru sahip çıkışımız ve çocuklara doğru bir gelecek sağlamamız böyle olacaktır. Bu, Parti çizgimizin doğal bir sonucudur. Fazla tartışmaya da gerek yoktur. Akıllı olanlar, kendiliğinden bu sonucu çıkarırlar. Bu konuya tekrar değinmenin nedeni sizin bazı geri ilişkileri ısrarla yaşamanızdır, geleneklerin ağır etkisinde kalmanızdır. Hepinizin üzerinde bu etkilerin olmasını yadırgamıyorum, ama bunlarla mücadele etmesini bilmek gerekiyor. Mesele yaşlı veya genç olmak da değil, doğru bir görüşe varmaktır. Doğru görüş temelinde durumunuzu düzeltmektir.

Bu konuda muazzam çocukluğu, düşürülmüşlüğü ve ilişkilerdeki sağlıksızlığı görmek, pratik olarak ne anlama gelir? Gençlerimizi bu hastalıklardan kurtarmak için devrimi dayatmak, onları devrimle beslemek, devrimci ilişkilerle kişilik kazanmalarına yol açmak, onları özgür ilişkiler içerisinde tanıştırmak ve özgür ilişkilere dayalı aile geliştirmek anlamına gelir. Parti içinde bu konuda iç eğitimi geliştirmeliyiz. Sadece olumsuzlukları aşmayla yetinmemeli, eşit özgür ilişkilerdeki olumlu yanlarımızı da geliştirmeliyiz. Yoldaşça ilişkiler egemen kılınmalıdır. Buna cesaret etmeliyiz. PKK, bu konudaki özelliğini yetkinleştirmelidir.

Sahte erkeklik, sahte kadınsılık

Kadın gerçekliğine yaklaşım, bizde güçlü devrimci bir çözüme kavuşturulmuştur. Bunu uygulamak, sahte erkeklik anlayışı ile mücadele etmek gerekir. Erkekliliğin bizdeki oluşumunu, kölelikle ilişkisini iyi görmek gerekiyor. Kadınsılığın nasıl ki kölelikle ilişkisi varsa, ben daha önce onu açmıştım, erkekliğin de ilişkisi var. Kadınsılık sadece cinsellikten ibaret değildir.

Kadınca hareketin, kadınsılığın geliştirilmesi, kadının yüzyıllardan beri her türlü ekonomik, sosyal, siyasal faaliyetin dışına itilerek sadece cinselliğe dayalı alışkanlıklara, ahlaka veya ahlaksızlığa düşürülmesi sonucudur. Bunların da normal özellikler veya cinse bağlı özellikler olduğunu söylemek fazla gerçekçi değildir. Kadınsılığın cinsellikten ziyade, sınıfsal ve toplumsal bir yönü vardır. Kadınlar yüzyıllardan beri egemenlik altında tutulmalarının bir sonucu olarak bu duruma düşürülmüşlerdir. Biliyorsunuz kadınsı erkekler de vardır. Demek ki kadınsılık, boyun eğdirilmişliğin, kişi yerine konulmamışlığın, sürekli düşürülmüşlüğün bir sonucudur.

Erkeklik olayına da böyle yaklaşmak gerekir. Erkeklik de, yalnız cinsel bir olaydan ibaret değildir. Erkeklik, özellikle bizim toplumsal koşullarımızda, diğer ülkelerde biraz aşılmıştır, çok sahte, yapay bir özellik olarak karşımıza çıkıyor. Ben bunu da daha erkenden fark etmiştim. Bizde, erkekliğin en zayıf ve en sahte özelliklerinden birisi de şudur: Toplumda iflas etmiştir. Sağlıklı siyasi ilişkilere sahip değildir. Ekonomik temeli çok zayıftır. O buradaki düşürülmüşlüğü ve bunalımı, sahte erkeklik gösterilerine girişerek gidermek ister. Gerçek erkeklik, cinse bağlı bazı olumlu ve güçlü yanlar varsa ki bu kadın da olabilir, onun da kendine göre güçlü ve olumlu yanları vardır, bunların gereklerini yerine getirmektir. Bu da vatanseverlik yapmaktır, bunun için kuvvet oluşturmaktır. Köleliğe karşı iyi başkaldırmaktır, gerçek erkeklik biraz da budur.

Klasik anlayış belki hep şunu söyler: Kadın deyince %99,9 benim duygularım, benim bakışlarım, benim namusum. Benim, benim, benim olmalıdır! Bu felsefe çok tehlikeli. Çünkü %99 her şeyiyle senin olan kadın, toplumda neye yarayacak, vatanseverlikte ne yapacak? Vatanseverlik için, özgürlük için, örgüt için, hatta savaş için, hatta ekonomik-sosyal yaşam için yapılacak bir şey bırakmamışsın ki. Avucunun içine almış, sıkmış bir limon gibi veya bir içki bardağı gibi hep içiyorsun. Gerçekten kadın da böyledir. Bu kadının topluma, ulusa vereceği hiçbir şey yoktur. Erkeğin de vereceği bir şey kalmamıştır.

Erkeğin özellikle kendini cinsel boyutuyla, cins boyutuyla kendini erkek sandığı ve onun üzerine inşa ettiği hayallerden, ahlaki değer yargılarından hatta düşünce demeyeceğim düşüncesizliğinden kendisini kurtarması gerekiyor. Ölüm budur. Yani yeni yaşama başlangıç yapmak için ölmek denir buna. Kadın için bu daha fazla geçerlidir. Mevcut kadınlıkla bu haliyle hiçbir şey kurtarılamaz. Hatta bana göre kadın mevcut kadınlığı da, mevcut erkekliği de en çok vurması gereken bir kişidir. Çünkü başına bela yağdırmaktan öteye hiçbir değeri yoktur. Her şeyi anlamsız kılıyor, güçsüz kılıyor. Kadınlığı başına bela olmuş, korkunç bir işkence haline dönüşmüş. Erkekliğe sunduğu kadınlık, erkeğe de felaket getirir. Giderek yalnızca tüm topluma, kaba anlamda soy sürdürür.

Bizde gerçek mertçe, erkekçe bir konumu bir erkek yaşamadıkça sahtesine bürünür. Sahtesi ise bıyığına, boyuna posuna, pazu kuvvetine dayanarak güçlülük gösterisinde bulunmasıdır. Erkeklik böyle icra edilmemelidir. Kaba kuvvet, zayıflığın bir belirtisidir. Bununla ancak sahte erkeklik duyguları kamçılanabilir, gerçek erkeklik ve mertlik gösterilemez. Böyle tutumlardan uzak durmak gerekiyor. Kadın kadınsı olmaktan, erkek de sahte erkeklik özelliklerinden kurtulmalıdır. Eğer böyle olursa, daha dengeli ilişki durumu ortaya çıkar. Buna ise, ancak doğru mücadele içinde ulaşılabilir. Doğru mücadele içinde mertçe savaşım, kadın erkek ilişkilerinde sağlıklı bir gelişmeyi yaşamak demektir. Bu, hepinizde ilkesel bir yaklaşım olmalıdır. Bu ilkenin gereklerini yaşamınıza uygulamalısınız. Eşinize dostunuza, yoldaşça bağlı olabildiğiniz gibi, bütün insanlarımıza karşı da bu anlayışla hareket etmelisiniz. Devrimi temsil etmek, ancak böyle olmakla mümkündür.

Doğru aile anlayışı

Evlilik, aile diyorsunuz, ben de size şunu söylüyorum; aşksız veya sevgisiz yaşam olur mu? Olmayacağına veya katledildiğine göre biz bunu nasıl yaratacağız? Erkeklerimiz ve kadınlarımız nasıl düşünüyor? Ben bundan acı duyuyorum, hatta iğreniyorum. En başta kendi ailemi de eleştirdim. Bu temelde anamla da, babamla da kavga ettim. Bu nasıl bir ailedir dedim. Ve sonra baktım ki bu tamamen toplumun hikayesidir. Ama buna boyun mu eğelim; yaşamdan, yaşamın tutkusundan, aşkından vaz mı geçelim? O zaman nasıl olacak? Tarihe bakıyorsun, yaşam tümüyle elinden alınmış, ama günümüzde yaşamak istiyoruz. Büyük tutkuları olan, büyük güzellik arayan bir kişiyim. Büyük bir güzellik arayıcılığım da var. Fakat nasıl elde edeceğim, nasıl yaşayacağım? Bunu kaba anlamda, maddi anlamda söylemiyorum. Bu, başlı başına bir ideolojik sorundur.

Aile içindeki yetişme tarzı, bugün bu kişilikleri bir çırpıda imhaya götürüyor. Tabii ki bu büyük bir acıdır. Bir ana, bir oğlu veya kızı için ağlıyor, oysa benim dağ gibi binlerce yoldaşlarım var. Bunları sadece yürekte yaşatmak da yetmiyor, bunları beyinde çözmek ve ömürlerini uzatmak gerekiyor. Bu çok büyük bir sorun. Bunun içinde erkeği bu kadar bitik, bu kadar zayıf kılan nedir? Düşünemiyor, bunun ötesindeki tehlikeyi göremiyor. Bunu biraz aile ile bağlantılı kılıyorum. Bir savaş ihtiyacını çözebilmek için bunu yapıyorum. Burada daha birçok husus var. Benim derdim şüphesiz tüm aileleri kurtarmak değil veya hepiniz gelin ailelerinizle birlikte savaşa katılın demek de değildir. Bu mümkün de değil, gerekmiyor da. Ama kavramı, öncüyü geliştireceğiz, öncü kadını ve erkeği ortaya çıkaracağız. Kadınlara son zamanlarda şunu söyledim; ben de dahil, bize karşı kendinizi iyi örgütleyin. Çünkü kendi gerçekliğimizde erkeği tehlikeli görüyorum. Henüz erkek değişmiş, dönüşmüş değildir. Eşit, özgür, saygılı ve biraz da sevgiyle yaklaşabilecek bir konumda değildir. Yani ben çeyrek bir erkeğim dedim. Bunu her zaman söylüyorum. Ne yapayım kendimi bu kadar geliştirebiliyorum. Eşit ve özgür yaşaması gereken bir kadın için, kendimi çeyrek adam durumunda görüyorum. Yaşımı başımı almış gidiyorum, ne yapayım böyle birisiyim.
Önder, Başkan diyorsunuz, ama benim gerçeğim budur. Kadınların hayallerini, umutlarını ve dünyalarını fazla süsleyemem. Bu kadar savaşmama, kadınlar için bu kadar büyük çaba harcamama rağmen bunu ancak bu kadar yapabilirim. Onun için duygularınıza hükmedin dedim. Mümkünse örgütlenin, mümkünse bu erkeği değiştirmek için gücünüze biraz güç katın. Bir çelişki çıkıyor. Kopuş, yeniden katılım, yeniden paylaşım olacak mı? Olacaksa, erkek kendini bilinçli, özgürlükçü, iradeli ve zaferli yaratmak zorunda. Hep şu örneği de veriyorum. Kuş yuvalarına dikkat etmişseniz, göreceksiniz ki bir insan eli o yuvaya veya içindeki yumurtaya değerse o kuş yuvayı terk eder. Bizim işgal edilmemiş tek bir yerimiz, bir karış toprağımız bile kalmamıştır. Bir kuş beyni kadar beyin olsa, herhalde bu yuvada böyle namuslu aile kurulamaz. Bunu bilmeniz gerekir. Bu gerçeği söylersek diyecekler ki “vay yaşamayalım mı?” Yaşayalım, ama bu gerçeği de görelim ve çözelim. Çözemezsek ne olur? İşte Kürt, toprağında duramıyor, işte herkes ağlıyor. Kürdistan tümden boşaldı. Kürdistan’da “ben Kürt’üm, ben özgür yaşamak istiyorum, ben onurluyum” diyen neredeyse tek bir kişi bile kalmamıştır. O zaman kendi kendimizi inkar etmeyelim, özgür yaşayalım, ama gerçekler karşımızdadır. Buna çözüm gücünüz olmazsa, ülkemizde kalmakta, eşit ve özgür ilişkilerde bilincinizle, iradenizle ısrar edemezseniz.

BENZER YAZILAR