Yıllar önce bir gerilla, yeşil türkçü faşist Erdoğan’ın aynen bir İspenç horozu gibi toplumun her kesimine saldırdığını yazmıştı. O yazısında gerilla arkadaş, “İspenç horozunu bir önceki yazımızda, ‘Ufak tefek olduğu hâlde kabadayılık taslayan’ bir horoz olarak tanımlamıştık.
HAYRİ ENGİN
Dua etme zamanı sözleri, onlarca TC askerinin Suriye’yi işgal etmeyi çalışırken İdlib’te öldürülmesi sonrası, milliyetçiliği ve ırkçılığı derinliğine yaşayan ve olup bitenler karşısında şok olan Yeşil Türkçü bir faşiste ait sözlerdir. Ve bu sözler, son yıllarda tamamen İspenci Horozu haline gelmiş olan bir çizginin azgın savunucusunun dilinden dökülen sözlerdir.
İspenç horozu tabiri malum, ufak tefek olduğu halde kabadayılık taslayanlar için kullanılan bir sözdür.
Yıllar önce bir gerilla, yeşil türkçü faşist Erdoğan’ın aynen bir İspenç horozu gibi toplumun her kesimine saldırdığını yazmıştı. O yazısında gerilla arkadaş, “İspenç horozunu bir önceki yazımızda, ‘Ufak tefek olduğu hâlde kabadayılık taslayan’ bir horoz olarak tanımlamıştık. Türkiye daha doğrusu Erdoğan’ın başta Türkiye ve Kürdistan olmak üzere, Ortadoğu’da tam bir İspenç horozu gibi herkesi gagaladığını ve herkese kafa attığını söylemiştik…
Evet, herkese istediği tarzda istediğini söyleyen, hakaret yağdıran, vuran ve saldıran bir Erdoğan ile millet karşı karşıyadır. Ve doğrusunu söyleyecek olursak, böyle bir kişilikle kimse yüz yüze de gelmek istemiyor. Türkiye’de bu kişiliğe az bir şey söyleyenlerin, başlarına nelerin geldiğini, ne hale getirildiklerini herkes gördü ve görüyor. Sadece mahkemelere düşmeleri değil, yaşamın onlara nasıl bir zindan haline geldiğini de herkes görüyor ve biliyor. Ve bunun içindirki, kimse bu kişiliği karşısına almıyor. Karşısına alanlar pişman olmaya pişman oluyorlar ancak almayanlar da -onursuzlaştıkları için- pişman oluyorlar. Bir siyasetçinin dediği gibi “Erdoğan’a bulaşmak, iki ucu boklu bir değnek gibi bir şey oluyor”. Evet, bu iki ucu boklu değneğe kimse bulaşmak istemiyor. Çünkü bulaşanlar da aynen onun gibi iki ucu bilmem neye benzeyen o değneğe benzeyeceklerini de biliyorlar.
İspenç horozluğu, Kasımpaşa kabadayılığıyla bugüne kadar geldi. Ama öyle görünüyor ki Kasımpaşalıdan daha büyük bir Kasımpaşalı meydanlarda. Bugüne kadar Erdoğan kime hötlemiş ise o hötleme ona kâr kaldığı gibi çıkar da sağlamıştır. Ancak bu kez işler değişti. Erdoğan’ın hötlemesi karşısında Alaman Şansölye gibi tıpış tıpış ayaklarına kapanması yerine, Erdoğan’ın üstüne üstüne giden bir yeni durumla karşı karşıyayız.
Unutulmasın, Erdoğan daha Davos’ta “One Minute” diyerek, ne kadar “dik” durduğunu herkese göstermişti. Yine Marmara gemisi meselesinde benzer bir hal takınmıştı, derken bugünlere bir İspenç horozluğu edasıyla gelmesini bildi. Hem de öyle bir duruş ki bugüne kadar geldi.
Öyle görünüyor ki bu durum adım adım değişiyor. Erdoğan alttan aldıkça Putin üsteleniyor. Erdoğan geri çekildikçe Putin gagalıyor, kafa vuruyor ve bununla da yetinmiyor, Rusya’nın tüm imkanlarını kullanarak Erdoğan’a yumruk üzerine yumruk atıyor.
Velhasıl-ı kelam, devir değişiyor devran değişiyor. Türkiye ve Ortadoğu’da halklara tam eziyet çektiren bir kişilik belasını bulmuşa benziyor. Ve öyle görünüyor ki, Erdoğan imansızını bulmuşa benziyor ve ona kalan ise Denizli horozu gibi sadece ve sadece yüksek sesle ötmek kalıyor. Aynen bugün Erdoğan ve hempalarının yaptığı gibi… Ancak bir farkla: Artık ayakta kalmalarına duayı da eklemiş olmaları.
İspenç horozluğu bir stratejidir. Ortadoğu gibi toplumlarda diklenenler çıktığında yapılan genelde gerisin geriye çark etmedir. Her ne kadar birçok kez onurlu duruşlarla diklenenlere karşı duruşlar sergilenmiş olsa da, devletçi ve iktidarcı yapıların halklara karşı sergiledikleri zulümlerden kaynaklı erkenden güç karşısında geri çekilme, yaşanan sosyolojik bir durumdur. Böyle olmasa, günlük olarak Yeşil Türkçü faşistlerin onca saldırılara karşı Türk halkı, Türkiye halkları sessiz kalırlar mı? Ya da böyle olmasa sözde kelli felli olan onca insan Erdoğan ve ekibinin önünde kuyruğunu sallar mı?
Dikkat edersek Türkiye’de bugün en ileri düzeyde gelişen karakter, karaktersizliktir. Nedir karaktersizlik? Doğru bulmadığı halde, benimsemediği halde o kişinin İspenci horozlarına karşı takındıkları dalkavukluktur. Ses çıkaramamadır. Özcesi, iki yüzlü hale gelmedir.
İspenci horozunun stratejisi işte tam da budur. Bu strateji başkalarını ezme üzerine kurulu bir stratejidir. Başkalarını ezerek ayakta kalma stratejisine bir aydın, ‘Survivor’ yani Ayakta Kalma Stratejisi diyor. Yani Yeşil Türkçü faşistler yaşayabilmeleri için herkese saldırıyorlar. Saldırarak yaşadıkları çıkmazları aşmaya çalışıyorlar. Saldırarak, çalmalarının üstünü örtmeye çalışıyorlar. Saldırarak, farklı düşünenleri bastırıyorlar. Saldırarak, yaşanan iç sorunların üstünü örtmeyi esas alıyorlar. Saldırarak, milliyetçilik ve ırkçılığı geliştiriyorlar. Saldırarak, sahte kahramanlıklar yaratarak halkları kandırıyorlar.
Özcesi tüm stratejileri, çöküşlerinin önünü alarak yaşamlarını uzatma üzerine kurulu bir stratejidir. Bu ise özü itibariyle bir ayağı çukurda olma durumudur.
Gerçeklik böyledir. Yeşil Türkçü faşistlerin ”Ya ölüm ya istiklal” söylemleri, ”İstiklal Harbi veriyoruz” sözleri işte tam da bu çöküşün, baş aşağıya gidişin itirafı olduğundan, onlar umut ve ümitlerini duaya bağlamışlardır.
Yeşil Türkçü faşistlerin çöküş yaşadıkları gerçeğini bilerek, faşizme karşı olan herkesin, -özelde de Türkiye ve Kürdistan gençliğinin,- ‘zaman tam da bu zaman’ diyerek, geçmişe oranla daha atak ve atik bir eylemselliğin içerisine girmeleri, tarihi an’ın görevi ve sorumluluğudur.
