Home TÜM YAZILARKÖŞE YAZILARI Zîlan’ı doğru anlamak-I

Zîlan’ı doğru anlamak-I

by rcadmin

ALİ HAYDAR KAYTAN

Zîlan (Zeynep Kınacı) yoldaş, o büyük tarihsel eylemine yönelmeden önce, Parti Önderliği’ne yazdığı mektubunda, “Yaşam iddiam çok büyük. Anlamlı bir yaşamın ve büyük bir eylemin sahibi olmak istiyorum” diyordu. Bu sözlerde ifadesini bulan gerçeğin Onun eyleminin bütün içeriğine damgasını vurduğu kesindir. Bu satırlarda, intihar eylemi adı verilen bir eyleme girişmeye hazır bir insanın ruh halini bulmak olanaksızdır. Zilan yoldaşın eyleminden habersiz biri bu satırları okuduğunda, bombalarla donattığı bedenini işgalci düşman birliğinin arasına dalıp patlamak üzere zamanla yarışan bir büyük devrimciyi asla kafasında canlandıramaz. Onu ölüme en uzak insan olarak tasarlar ve bunda yanılmış da olmaz.

Gerçekten de burada bambaşka bir ruh hali içinde bulunan ve tepeden tırnağa yaşam kesilmiş gencecik bir insan var. Dopdolu geçirdiği üniversite yıllarını başarıyla geride bırakmış bir genç kız düşünün: Öğretmenleri ve okul arkadaşlarının takdirini kazanmış çalışkan bir öğrenci olmasının karşılığını okul birincisi gelerek almış; tören kalabalığı önünde dekanın elinden diplomasını aldıktan sonra, seyircilere ve öğrenci arkadaşlarına adeta geleceğe ilişkin yaşam projesini açıklıyor. Bilinçliliğine ve emek-yoğun çabalarının üretken sonucuna bakarak, başaracağından emin, coşku ve inanç dolu bir genç kızın yaşam kokan tablosunu çiziyor. Önünde belki zorlu yıllar var. Ama O, yaşamı sürekli bir mücadele olarak bellemiştir ve bu kavgadan zaferle çıkacağını bilerek konuşuyor. Zîian yoldaşın görkemli ruh hali gerçekten böyledir. O, TC’yi derinden sarsan eylemine hazırlanırken, ebedi yaşam yolculuğuna çıktığını çok iyi biliyor. Zamana başarı ve zafer sığdırmakta iddialıdır; zamanı müthiş bir yoğunluk halinde yaşıyor ve değerlendiriyor; sözlerinde büyük irade ve güç fışkırıyor.

Yaşama karşı takınılan tutum, hele bir de yaşama kasteden çılgın soykırım uygulaması altında bir tükeniş durumu söz konusuysa, bir devrimcinin en belirgin özelliğini oluşturuyor. Yaşama saygı duymak ve hakkını vermek şarttır; bu olmaksızın varlığını insanlığın özgürlüğüne adamış bir devrimci olunamıyor. Mevcut yaşam biçimini sorgulamak, soysuzlaştırılmış ve tümüyle çirkinlikten ibaret bir yaşam veya yaşam dışı durum karşısında zapt edilmez bir öfke duymak, buradan insanın gerçek doğasıyla uyum halindeki bir yaşam uğruna başarılı bir savaşım verme sonucunu çıkarmak ve böylesi bir yaşamı kendi kişiliğinde gerçekleştirmek, bir devrimcinin en temel varlık gerekçesi oluyor. Zilan yoldaşın kişiliğinde bu durum çok nettir. Tanrısal nitelikteki yaşama tutkulu bağlılık, Onun sözlerine olduğu kadar eylemine de çok güçlü bir biçimde yansıyor. Bunun içindir ki, büyük yaşam manifestosu özelliği taşıyan mektubuna son noktayı koyduğunda bile, “Yaşamı ve insanları çok sevdiğim için bu eylemi gerçekleştirmek istiyorum” diyor.

Zîlan yoldaşın eylemi, özgürlük, eşitlik ve adalet temeli üzerinde yükselen yeni yaşama çağrıdır. Denilebilir ki, bu eylemin içinde hiç bulunmayan ve aranmaması gereken şey ölümdür. Bir örneğine daha tanık olunması olanaksız zalim bir sömürgeci egemenliğe karşı savaşan bir halkın ölüm kalım mücadelesinde en yaşamsal görevi başarmaya çalışan ve başaran biri için ‘öldü’ diyebilir miyiz? Onun eylemine intihar eylemi adını vermemiz doğru olabilir mi? Bu halkın bağımsızlık ve özgürlük davasına en büyük gücü katan ve zaferi kesinleştirecek ölçüde katkıda bulunan bir devrimci için acaba ölüm nasıl bir şeydir? Bir düşünür, “Eğer ölümün ruhunu gerçekten kavrayabilmek istiyorsanız, kalbinizi tam anlamıyla hayatın gövdesine açın” diyor. Zilan yoldaşın yüreğini tam anlamıyla gerçek ve en yüce bir yaşamın gövdesine açmadığını kim iddia edebilir? O, biraz da yaşamın kendisi sayılacak kadar yaşam dolu bir eşsiz insan, adeta yaşama hükmeden bir tanrıçadır; insanın doğasına yaraşır bir yaşamın soylu koruyucu ve kollayıcı gücüdür; kutup yıldızı gibi, herkesi kendine çağıran yolu gösteriyor; herkesi kutsal özgürlük yürüyüşüne davet ediyor.

Yaşamın anlamını kavramaktan aciz olanların ve yaşamdan nefret edenlerin, büyük eyleme kalkışmak için hiçbir gerekçeleri yoktur. Böylesi kimseler için yaşam bir yüktür ve bunlar bir an önce bu yükten kurtulmak isterler. İntihar, aslında yük saydıkları yaşamdan kurtulmak için çırpınan kimselerin bulduklarına inandıkları tipik bir çözüm yoludur. Ancak yaşamı, insanları ve doğayı sevmek, kişiyi büyük eylemin sahibi olmaya götürebilir. Kendisini tüm insanlıktan sorumlu tutan bütün büyük devrimcilerin gerçekliği budur. Zilan yoldaşın ardılı olduğunu söylediği büyük devrimcilerde de yaşam karşısında aynı kararlı tutumu görmek zor değildir. Burada hemen Apocu Hareketin soy damarlarından biri olan Kemal Pir yoldaşın sözleri akla geliyor. Kemal yoldaş da bedenini eriterek sürdürdüğü ve zaferle taçlandırdığı o büyük 14 Temmuz eylemi sırasında “Biz yaşamı uğruna ölünecek kadar seviyoruz” diye haykırıyordu. Onun bu haykırışı Zilan yoldaşın anlamlı sözleriyle tamamen çakışıyor. Bunun bir rastlantı olmadığı açıktır. Büyük devrimcilerin dili ortaktır ve bu da özgürlük dilidir. Zîlan yoldaş her şeyiyle görkemli o özgürlük dilini konuşuyor. Özgürlük dili sorumluluğunu sevinç içinde gerçekleştirmenin dilidir; beynini ve yüreğini birleştirmenin dilidir.

Zîlan yoldaşın düşüncesi ve eyleminde ‘anlamlı bir yaşam’ gerçeğinin bu ölçüde çarpıcı bir biçimde kendisini ortaya koymasının ülke, ulus ve insan gerçeğimizle kopmaz bağı bulunmaktadır. Kuşkusuz Zilan yoldaş Kürt halkının bağrından çıktı ve bu halkın tarihinden süzülüp gelmiş, ancak dışa yansımayacak kadar derinliklerde bir yerde saklı kalmış en olumlu özelliklerini gün yüzüne çıkarıp temsil ediyor. Halkına son derece bağlıdır; onun henüz istediği gibi konuşturamadığı güzelliklerinin temsilcisi ve yüksek sesle dillendiremediği özlemlerinin tercümanı olarak tarihteki yerini alıyor. O halkın yüreğinin dili olmalarını istediği yoldaşları adına tüm dünyaya haykırıyor: “Barışa, kardeşliğe, sevgiye, insana, doğaya ve yaşama en çok sevgi dolu olan biziz. Bu sevgidir bizi savaşa zorlayan. Ölmek ve öldürmek istemiyoruz” diyor. Hemen ardından, “Ama özgürlüğümüzü kazanmamızın da başka yolu yoktur” diye ekliyor.

Kaldı ki kendisi sadece Kürt halkının da değil, tüm insanlığın yüreğinin dili olmuştur; insanlığa görevlerini hatırlatıyor. İnkâr ve imha sistemine dayanan TC devletinin Kürt halkının kaderi haline getirmek istediği zulüm, kan ve gözyaşı politikasına karşı tüm insanlığı tutum belirlemeye çağırıyor. “Susmak en büyük suçu işlemektir. Eğer gözlerinizin önünde akan bu kanı görüyor ve sessiz kalıyorsanız, en büyük suçlu sizlersiniz” diye uyarıda bulunuyor. Bir bütün olan insanlığın en kadim parçası insanlık dışı yöntemlerle tarihten silinmek istenirken, insanlığın suskun kalmasını kesinlikle kabul etmiyor. Şairin söylediği gibi “Kör olma da gör beni” diyor.

Zîlan yoldaş, Kürt halkını PKK önderliğinde yükselen diriliş mücadelesi öncesindeki gerçekliğine de parmak basıyor ve onu “bir bütün olarak ulusal yok oluş sürecini yaşayan, soysuzlaşmanın eşiğine getirilen”, “ulusal değerlerini, beynini, ruhunu, öz kimliğini düşmana kaptıran bir halk” olarak tanımlıyor. Daha da ileri gidiyor; “sadece kimliği değil, beyni de egemenler adına çalışan, ona hizmet eden, onun için savaşan ve giderek hayvanlaşmanın eşiğine getirilen ve emperyalizmin de hizmetine sunulan” bir halk gerçekliğinden söz ediyor. “Yurtseverlik rolünden uzak, düşmana tabi, vatansız, tarihi egemenler tarafından yok edilen, gerçek aydınlarını istenilen düzeyde çıkaramayan yitik bir ülke ve halk gerçekliği” ile yüz yüze bulunduğumuzu belirtiyor. PKK’nin öncülük ettiği mücadelesiyle böyle bir halkı tarihte ilk defa yücelterek hak ettiği yere getirdiğini söylüyor. Bunun mucize türünden bir gelişme olduğunu çok iyi biliyor. Bu mucizeyi gerçekleştiren tarzın sahibi olan Önderliği en iyi anlayan bir konuma ulaşmıştır ve zaten Önder Apo’ya hitap ediyor. Kullandığı sözcükler yüreğinden sökün edip akarcasına sevgi yüklüdür. “Bizler sizin bitmez tükenmez emek ve çabalarınıza karşılık canımızı bile versek yeterli değildir. Keşke canımızdan başka verecek şeylerimiz olsaydı” diyerek, Önderliğe ve bileşkesi olduğu değerlere en soylu bağlılık biçimini sergiliyor.

Kuşkusuz bu değerlendirmeler çok büyük bir önem ve değer taşıyor. Çünkü bu sözler sıradan bir insanın ağzından çıkmıyor veya insanla ilgili herhangi bir gözlemcinin eliyle beyaz kâğıda dökülmüyor. Tahripkâr bir sömürgeci egemenlik altında yaşayan halkının özgürlük isteminin yüce ifadesi olmuş ve bunu görkemli eylemiyle kanıtlamış eşsiz bir militan tarafından dillendiriliyor. Bu kadar kesin ve çarpıcı değerlendirmelerin sahibi olan Zilan yoldaş, büyüleyici bir yaşamın temsilcisi ve sözcüsü olarak, değiştirilmesi gereken acı ve utanç verici bir gerçekliği gözlerimizin önüne seriyor. Kişiyi büyüten şey, kendi davasının tartışılmaz kutsallığı kadar, değiştirmek üzere yola çıktığı objektif gerçekliğin korkunç zorlukları olduğuna kuşku yoktur. Bu büyük devrim şehidine bağlılık, bu sözlerin dile getirdiği gerçekliğin doğru kavranmasını ve tutarlı bir cevap haline gelinmesini gerektiriyor.

Devam edecek…

BENZER YAZILAR